
Netflix’te “One Day” dizisini izledikten ve Emma ile Dexter’ın hikayesinin Edinburg’da başladığını gördükten sonra, İskoçya’nın başkenti Edinburg seyahatimi yazmaya karar verdim. Özellikle Arthur’s Seat’te tırmanırken ki sahneyi izlerken, bizim kızlarla tırmanma anılarımız geldi aklıma. Arthur’s Seat’e gecmeden önce, Edinburg’a nasıl gittiğimizi anlatarak başlayayım.
Londra’ya geldiğimden beri iç sesim sürekli “Edinburg’a gitmen gerekiyor Türkan” diyordu. Gözde ile otobüsle eve giderken Paskalya tatilinde ne yapacağını sorduğumda “Edinburg’a gidiyorum” cevabını alınca, aynı tren biletini almak için ışık hızında bir karar verdim ve biletimi otobüsteyken aldım. Sonra bize Gizem de katılınca, üç kız Edinburg planımızın detaylarını yapmaya başladık.
Biz Londra’da yaşadığımız için Londra King’s Cross İstasyonu’ndan kalkan trenler ile, Edinburgh Waverley İstasyonu’na yaklaşık 4-5 saatte geldik. Tren biletlerini ne kadar önce alırsanız o kadar uygun fiyatlı bilet bulabilirsiniz. Edinburg’a gelmek için uçak ve otobüs gibi alternatifler de mevcut ama sizi bu detaylarla sıkmayacağım. Gitmek istediğinizde Google’dan araştırıp biletinizi alabilirsiniz.
Sadece yatmak için gideceğimiz odaya fazla ücret ödemek istemediğimizden, hostelde (Princes Street Hotel) kaldık. Hostelimiz tren istasyonunun hemen karşısındaydı. Ancak bu geziden sonra, odamizda kalan kokan kız nedeniyle yol arkadaşlarımı bir daha hostelde kalmaya ikna edemedim. Hostele eşyalarımızı bıraktıktan sonra, eski şehri (old town) gezmeye çıktık. Edinburgh’a gelmeden “orası soğuk olur, kalın şeyler alın” uyarısını pek çok kişiden aldım ve bu nedenle valizime neredeyse dağda giydiğim kıyafetleri koydum ama hava bizi uyaranlara nispet yaparcasına çok güzeldi.
Bu güzel havada, Edinburgh’un tarihi yolu Kraliyet Mile yürüyüşünü yapmak için yola koyulduk. Yola çıkar çıkmaz geleneksel İskoç enstrümanı olan “bagpipe” çalan sokak müzisyenleri eşliğinde, bu tarihi yolda eski binalar ve dükkanlar arasında yürümek size zamanda yolculuk yaptırır ve tarihin İskoçya büyüsüne kapılırsınız. Yaklaşık 1 mil uzunluğundaki bu cadde Edinburgh Kalesi’nden başlayıp Holrood Sarayı’na kadar uzanıyor. Bu caddede yürürken aynı cadde uzerinde olan, Edinburgh Kalesi, St. Giles Katedrali, Gladstone’nin Land Oficina’sı gibi önemli yapıları da ziyaret etmeyi unutmayın.

Edinburgh Kalesinin duvarları pek çok savaşa siper olmuş olsa da, şu anda pek cok milletten insanlara kapılarını açmış ve turistik hizmet veriyor. Kaleyi ziyaret edip, tepeye çıkıp şehri seyretmek ve kendinizi ünlü caddeden aşağı doğru bırakıp zamanda yolculuk yapmak güzel bir deneyim olabilir.
Edinburgh’un Old Town bölgesinde yer alan diğer ünlü bir caddesi Victoria Street‘tir. Victoria Street, Grassmarket’ten Edinburgh Kalesi’ne doğru yükselen bir yokuş şeklinde ilerler. Instagram’da sıkça gördüğünüz renkli çekici dükkanların olduğu dar ve parke taş döşeli cadde burasıdır. Ayrıca Harry Potter serisinin yazarı J.K. Rowling’in Edinburgh’da yaşadığı ve serinin birçok sahnesinin ilhamını aldığı yerin burası olduğu söylenir.

Victoria Street
Akşam yemeği için geleneksel İskoç yemeği denemek istedik. Gözde’nin İskoç arkadaşından aldığımız bilgiye istinaden Arcade Restaurant’a gidip Haggis denedik. Bu yemek genellikle koyun iç organlarından yapılan bir karışımı içerir. İçinde koyunun kalbi, ciğeri ve akciğeri bulunur ve bunlar soğan, yulaf ezmesi, tuz ve baharatlarla karıştırılarak hazırlanır. Karışım daha sonra koyun midesine doldurulur ve pişirilir. Haggis, genellikle İskoçya’da “Burns Night” gibi özel etkinliklerde veya yılbaşı gecesi gibi özel günlerde servis edilir. Bu yemeği Arcade Restaurant’ta denediğimizde oldukça lezzetliydi ve tavsiye ederim.

Haggis

Tekrar “One Day” dizisine gelirsek; Emma ve Dexter’ın tanıştıkları ilk gecenin sabahındaki kahvaltı sofrasını hatırlarsanız, o gün için gidebilecekleri yerlerden Portobello Plajı’nı tercih etmeyip Arthur Seat’e çıkmaya karar verdiler. Dexter’ın 4 yıl boyunca Edinburgh’da okumasına rağmen Arthur Seat’e hiç çıkmamış olmasına Emma nasıl şaşırdıysa ben de Edinburgh’a gelip de Arthur Seat’e çıkmayanlara şaşırırım. Dexter’ın zoraki çıkacağı tepede Emma’ya ne göreceklerini sorduğunda ‘manzara’ demesi ve benim de kızlara aynı soru karşısında aynı cevabı vermem hoş oldu ve isteksizce çıkılan bir tepenin en iyi ödülü oldu görsel şölen. Evet o manzara için o tepeye çıkılacak.

Biz de üç kız, yanımızda bir Dexter olmadan ertesi gün Edinburgh’un ikonik tepesi Arthur’s Seat’e tırmandık. Şehrin ortasında Holyrood Parkı içinde yer alan bu eski volkanik tepeye hostelden erken çıkıp yürüyerek gittik. Bir rehbere ihtiyacınız olmadan buraya tırmanabilirsiniz ki zaten gittiğinizde birçok kişinin de tırmandığını göreceksiniz. Arthur’s Seat -Arthur’ un Koltuğu- adını, İskoçya’yı yönettiği düşünülen efsanevi kral Arthur’dan alır. Bir tarihçi de buranın adının Galce “Okların Yüksekliği” anlamına gelen “Ard-na-Said” teriminden türetildiğini söyler. Bana sorarsanız, Kral Arthur ve şövalyelerinin İskoçya’da savaş kazandıktan sonra buraya gelip sönmüş yanardağın tepesine oturup şehri seyretmesi hikayesi daha güzel. 251 metre yükseklikteki bu tepe, Edinburgh’un nefes kesen manzarasını seyretmek için çıkılmaya değer. Bizim de şansımıza hava oldukça güzeldi ve manzarayı izledikten sonra mutlu bir şekilde geri döndük.



Günün geri kalanını güzel manzara eşliğinde tepede geçirdikten sonra, Edinburgh’un merkezine oldukça yakın tarihi bir köy olan ve derin bir vadi anlamına gelen Dean Village’a gittik. Dean Burn nehrinin kenarında bulunan bu köyde, su gücüyle çalışan eski değirmenler bulunmaktadır. Taş binaları ve tarihi mimariyi görmek için buraya gitmeyi de unutmayın.

Aynı gün Edinburgh’un New Town bölgesinde yer alan fotojenik Circus Lane‘i de gezdik. Circus Lane, renkli ve çekici dükkanların olduğu dar ve parke taş döşeli bir caddedir. Burası da görülmeye değerdir.
Diğer görülmeye değer yer ise Calton Hill. Şehrin ikonik bir simgesi olan bu tepe, yani Calton Tepesi. 15. yüzyılda buraya “Koruların Yeri” anlamına gelen eski Galce’den türetilmiş “Craigingalt” deniliyormuş. Yerel halk, İskoç Galcesi dilinde “Calltuin“kullanmaya başlamış daha sonra da 18. yüzyılda Calton Hill olarak söylemeye başlamış. Buraya çıkıp, Edinburgh’un panoramik manzarasını seyretmek güzeldir. Biz de hem manzarayı hem de yerel halkın gelip yaptığı sokak gösterilerini izledik.

Şimdiye kadar bahsettiğim yerlerin çoğuna şehrin merkezinden yürüyerek gidebilirsiniz.
Eğer sadece 5 km yürümek istemezseniz, Portobello Beach’e otobüsle gidebilirsiniz. Edinburgh’un doğusunda, şehir merkezine yaklaşık 5 km uzaklıkta yer alan bu ünlü plaj, deniz havası almak isteyenler için ideal bir plajdır. Biz biraz deniz havası almak istediğimiz için buraya gidip sahil boyunca yürüdük. Sahil boyunca kafe ve restoranlar bulunmaktadır, yani gidince aç kalmazsınız.

Edinburgh deyince tabii ki aklımıza İskoç viskisi (whisky) geliyor. İskoç viskisi, dünya çapında viski tutkunları tarafından saygı duyulan ve değer verilen bir içkidir. İskoçya’nın zengin viski kültürünü keşfetmek için viski fabrikalarını ziyaret edebilir ve viski tadım etkinliklerine katılabilirsiniz. Ya da bizim gibi farklı barlarda farklı viskileri deneyebilirsiniz, artık orası size kalmış.

Son günümüzü de müze gezmeye ayırdık ve Edinburgh’un Old Town bölgesinde, Chambers Street’te bulunan Ulusal İskoçya Müzesi’ni (National Museum of Scotland) gezdik. Müze girişi ücretsizdir.

Müzeden çıktıktan sonra biraz yürüyüş yaptık ve karşımıza Bobby’nin heykeli çıktı. Oraya girmeden bunu bilmiyordum ama Greyfriars Bobby, Edinburgh’da 19. yüzyılda yaşamış ünlü bir İskoç terrieridir. Hikayesi ise şöyle; sahibi John Gray’in ölümünden sonra Bobby, sahibinin mezarının yanında beklemeye başlamış. Bu sadık bekleyiş Edinburgh halkının ilgisini çekmiş ve Bobby bir sembol haline gelmiştir. Bobby’nin mezarı, Edinburgh’daki Greyfriars Kirkyard’da bulunmaktadır.

Her yıl Edinburgh’da Ağustos ayında uluslararası sanat festivali düzenlenir. Bu zamanda giderseniz sokaklarda tiyatro, komedi, dans ve diğer gösterilere şahit olabilirsiniz. Biz Nisan ayında Paskalya zamanında gittiğimiz için festivalden pek bilgi veremem ancak isterseniz gezinizi Ağustos ayına denk getirip festivalin tadını çıkarabilirsiniz.

Özetlemek gerekirse Edinburg’a gittiginizde göreceginiz yerleri aşağıda sıraladım:
- Edinburgh Kalesi
- Kraliyet Mile Yürüyüşü
- St. Giles Katedrali
- Victoria Street
- Grassmarket
- Arthur’s Seat
- Dean Village
- Circus Lane
- Calton Hill
- Portobello Beach
- Natinal Muzeum of Scotland
- Greyfriars Bobby’nin mezarı
Yazdıklarını okurken gitmiş gibi oluyorum. Ayrıntıyla insanı sıkmıyorsun. Okurken hem öğreniyor hem keyif alıyorum. Çok güzel anlatmış ve bunu yazıya dökmüşsün. Seni kıskanıyorum☺️keşke bende sizinle orda olsam diye😉 ellerine emeğine sağlık.
BeğenLiked by 1 kişi