MOTOR SEYAHATİ 11 -21 Agustos 2012
Seyahati, uçakla, trenle, gemiyle, arabayla, motosikletle belki de bisikletle yaparız. Bu devirde bilmem seyahati yürüyerek yapan var mı? Ben bu sefer motorla yaptım. Evimin kapısının önünden Kemal´in motosikletinin arkasına bindim ve yola çıktık. İpsala sınır kapsını geçerek Yunanistan´a giriş yaptık ve Büyük Yunanistan´a yani yeni adıyla Sicilya´ya doğru yolculuğumuz başladı.
İlk kez motorla uzun yolculuğa çıkmış birisi olarak bu geçiş muhteşemdi. Rüzgarı yüzünde hissetmek, yolun her iki tarafının da sana ait olması, yolda özgürce gidebilmek, “işte benim aracım bu “ diyebilmek. Bu yolculukta kendimle ilgili kafamdaki soru işaretleri de zamanla kayboldu. Acaba fıtığım sancı yapar mı, fazla oturmaktan ya da hareketten oram ağrır mı buram ağrır mı? Ağrılar mutsuz olduğun an ortaya çıkar, mutlu olduğun bir ortamda ağrılar kendini göstermez. İşte bu gezi tam da bunu ispatladı.
Igoumenitsa’ ya doğru rüzgarın eşliğinde yola devam ettik. Yol boyunca havaya çam kokusu hakimdi. Yolda güneş battı ve biz saat 21:45’de igoumenitsa’ya vardık. Saat 24:00’deki feribota bindik. Güvertede uyumak için yanımıza uyku tulumlarımızı ve matlarımızı aldık. 8 saatlik feribot yolculuğunun bir kısmı güvertede uyuyarak, bir kısmı da gün doğumunu seyrederek geçti. Sabah saat 10:00 gibi Bari’deydik. Artık farklı bir ülkede, farklı bir zaman dilimindeydik. 1 saat gerideydik ve geriye giden zaman bizim için bir avantajdı. Hava biraz kapalıydı ve amacımız Reggio Calebrio istikametine doğru yol almaktı. Yolumuz yaklaşık 500 km idi. Yola çıktığımızda yağmur başladı toprak kokusu havaya hakim oldu . İlerledikçe yol kenarındaki üzüm bağlarının da etkisiyle, toprak kokusu yerini bazen şaraba, bazen de yerini lime ağacı kokusuna bırakıyordu. Bu kokular villa Gionny´e kadar olan yolda bize eşik etti ve biz akşam 18:00’da feribota bindik. Varış hedefimiz olan Sicilya´ya 20 dakikalık feribot yolculuğu ile ulaştık.

Sicilya´da kalacağımız 7 gün boyunca duraklarımız; kayalıkların üzerine kurulan Taormina, Etna Dağı, Barok mimarisiyle gözleri büyüleyen Noto şehri, UNICEF tarafından korunan Ortaçağ kenti Ragusa , eski Yunan dönemine ait tapınakların bulunduğu Agrigento ve son olarak Arap ve barok mimarisinin iç içe olduğu egzotik Palermo şehriydi .
Bu şehirler içersinde bizi en çok etkileyen Noto oldu. Bunun sebebi, 18 yy´a ait Barok tarzı binaların orijinalliğini hala koruması ve akşam güneşinin binaların üzerine vurduğunda onları bal rengine boyamasıydı. Bal rengi, insana binaların hala canlı olduğunu hissettiriyor.
Dar sokaklar arasında yürümek insana başka bir yerde olduğu hissini veriyor. Ruhen ve bedenen modern çağda olup aynı zamanda eski şehirde dolanmak insana yorgunluğunu unutturuyor. Rutinin dışına çıkınca vücut, yorgunluğu artık algılamıyor.
Dar sokaklar arasında ve bal rengi binaların ışığında, hızlı hareket ettiğimizi fark edip, Etna dağının bereketli topraklarında yetişen üzümlerden yapılmış şarap içerek ve pachino domateslerinden yapılmış tapas yiyerek şehri hissetmek için yavaşladık. Gün batınca, geceye ortaçağ kentinin silueti vuruyor. Akşam saatlerinde şehrin en işlek ve turistik caddesi Corsa Vittorio Emanuele’de yürürken Noto Duomo´nun merdivenleri yorgun turistler için adeta dinlenme yeri haline geliyor. Sokak sanatçıları ve sokak müzisyenleri, cadde boyunca geceye renk katıyor.
Ertesi gün, artık yönümüzü güneyden kuzeye Agrigento´ya çevirmemiz gerekiyordu. Kemal haritadan yolu kontrol edip, en kısa yolun adanın ortasından geçmek olduğunu söyledi ve motora binip yola koyulduk. O zamana kadar sahil şeridi boyunca yolculuk ediyorduk ve yol boyunca denizden gelen esintiyi hissediyorduk. Ancak bu sefer adanın ortasından kuzeye doğru geçerken, sanki volkanın içindeymişiz gibi yanıyorduk ve hava bize “işte sıcak bu” dedirtiyordu.

Agrigento’da İÖ 581’de Yunanlılar tarafından kurulmuş Akragas antik şehrine geldik. Bu dönemden dolayı Sicilya´nın adı birçok yerde Büyük Yunanistan olarak anılır. Tapınaklar vadisine girdiğimizde Yunan ve Roma heykellerinden oluşan olağanüstü tapınaklar ve heykeller gördük. Sütunlar çevresinde dolanmak da zamanda farklı bir yerde olduğumuzu hissettiriyordu. Akşam ise Agrigento’nun deniz kıyısında kaldık. Sicilya´da yenmesi gereken kılın balığını (swordfish) şarap eşliğinde yedik ve bu da yorgunluğumuzun üzerine ilaç gibi geldi.
Seyahatimiz boyunca her şehre orasının kokusuyla giriyorduk, o kadar hızlı hareket ediyorduk ki, ruhumuz bedenimizin arkasında kalsa da kentin kokuları ruhumuzu bedenimize yetiştiriyordu.

7 gün Sicilya’da toza toprağa bulanarak gezdik ve gerçekten geldiğimiz mekanı hissettik. Yolculuğun sonunda toplam 44140 km yol yaptık, 2 ülke geçerek bir adaya geldik ve ayaklarımız yerden hiç kesilmedi.