
2008
Yazar Gustave Flaubert, Şark kültürünü sevdiği için 1849 yılında Paris’ten ayrılmış ve Mısır`a gitmişti.
Benim Mısır`a gitme sebebim ne Şark kültürü, ne Nil nehrinde gezinti ne Firavun mezarları ne de fotoğraflarda görkemli gözüken fakat yakınına gittiğinde görkemini yitiren piramitler. Sadece ve sadece “dalgıçların haccı” olarak bilinen Kızıldeniz’de dalış.
Türkiye`nin üç bir yanı denizlerle çevrili, pek çok dalış bölgemizde mevcut ama, hiç bir dalış bölgesi Kızıldeniz’deki gibi dalgıçları mest etmiyor.
Eskiden tropical Tetis denizinin çocuğu olarak bilinen Akdeniz’de bile renkli balık kümeleri görmek, Kızıldeniz’deki gibi sık olan bir durum değil. Kızıldeniz’in bu zenginliği tabii ki jeolojik yapısından kaynaklanıyor, Arabistan levhasıyla Afrika kıtasının zamanla birbirinden uzaklaşmasıyla genişleyen Kızıldeniz’in tabanında, püsküren lavlar sayesinde tek hücreler için besin kaynağı oluşmuş oluyor ve diğer canlıların da bu sayede devamı sağlanmış oluyor. Bu jeolojik yapı sayesinde burada onbinlerce yıl içinde oluşmuş mercan resifleri ve muhteşem canlı topluluğunu görme imkanı buluyoruz.
Mısır hükümeti, Kızıldeniz’deki dalış turizminden iyi bir gelir elde ettiği için su altını çok iyi koruyor. Bu koruma özellikle 1983 yılından sonra sıkı bir denetim ile yapılıyor. Balıkları avlamak yasak, eldiven ve bıçak ile dalış yapmak yasak; bu yüzden de balıklar bizleri gördüğünde korkup kaçmıyor, adeta bizlere poz veriyorlar. Aynı zamanda her yıl 1 mm büyüyebilen mercanlar da koruma altına alınmış oluyor. Keşke bu durumu Türkiye’de iyi dalış bölgelerinden biri olarak bilinen Kaş`ta da rastlasak. Ama bizdeki balıklar avlanma yasağını uymayan pek çok balıkçı yüzünden korkup kaçıyorlar.
Kızıldeniz Türkiye’ye en yakın tropik deniz olduğundan; Türkiye`de ki her dalgıcın gitmeye imkan bulabileceği bir dalış bölgesidir. Bir çok ülkenin Kızıldeniz’e kıyı şeridi olmasına rağmen, bu durumdan en fazla faydalanan ülke Mısır olmuştur.

Kızıldeniz’de 12 ay dalış yapmak mümkün. Biz de Temmuz ayında 4 arkadaş toplam 10 dalış yapmak için Sharm el Sheikh’e geldik. Dalış amaçlı geldiğimizden ve kaldığımız oteli sadece yatmak için kullanacağımızdan, bizim için otelin temiz olması yeterliydi, aktiviteleri bizi pek ilgilendirmiyordu. O yüzden en ucuz otele rezervasyon yaptık. Otele gelip odalarımızın pisliğini gördüğümüzde hayal kırıklığına uğrasak da sabah odalarımızı değiştirip temizliğini yaptırarak bir nebze olsun rahatladık. Aksam yemeklerin de güzel oluşu durumu düzeltti.
Beş gün boyunca dalışlarımızı Ras Muhammed ve Tiran bölgelerinde yaptık ve her sabah servis bizi otelimizden alıp Naama Bay’deki teknemize götürdü. Dalış bölgesinin çok popüler olması buraya bir sürü dalgıcı getiriyor. Buradaki aşırı yoğunluktan oluşabilecek karmaşalıklığı çözmek için bir sistem oluşturmuşlar. Tekneye binecekler sırayla bir yerde bekliyor, sırası gelenler tekneye binmeye başlıyor. Böylece küçük bir iskelede işlek bir caddeyi andıran görüntü ortadan kalkmış oluyor. Burdaki tek handikap 45 derece sıcaklıklığın altında sıranızın gelmesini beklemek.
Birinci günümüzde Ras Muhammed’e gittik ve ilk dalışlarımızı Ras um Saeid’de yaptık. Burda ilk kez kovuğundan çıkmış müren gördüm, süzülerek uzaklaştı, oysa ki Türkiye’de yaptığım dalışlarda hep kavuğunda saklanır ve zehirli dişlerini bize gösterirdi. Türkan Şoray dudaklı Napolyon balığını görmek için 25 mt aşağıya indim fakat ilgiden pek memnun olmayan Napolyon bizden uzaklaştı. Etrafta görmeye değer çok balık olduğu için bir balık gördüğümde fazla vakit harcamaya gerek yoktu.
İkinci günümüzde Tiran’a gittik. Dalışlarımızın ilkini Thomas Reef, ikincisini Jordan Reef ve üçüncüsünü Temple Reef’de yaptık. İlk dalışımızda tekneden iner inmez vatos ve müren kendini gösterdi, uzaktaki orfozu daha iyi görebilmek için yanına doğru yaklaştım ve etrafında dalgıç görmeye alışkın olan orfoz kaçmadı. Böylece kocaman bir orfoza daha önce hiç yaklaşmadığım kadar yaklaşmış oldum. Günün ikinci dalışında rehberimiz Muhammed Saeid, kovuğunda daha önce bu kadar büyüğünü görmediğim müreni bize gösterdi. Muhammed Saeid mürenle oynamaya başladı. Mürenlerin onun kızkardeşi olduğunu ve onların bu oyundan hoşlandığı savundu. Günün üçüncü dalışında bir sürü arslan balığı vardı, ayrıca stingray ve kaya balıklarını da oradaydı.


Ertesi gün Ras Muhammed’de dalış sırası gelmişti ve burdaki ilk dalışımızı Shark Reef’de yaptık, oldukça akıntılı bir yerdi. Genelde balıklar suların ısınmasıyla üremek için bir araya gelir ve sürüler halinde dolanırlar. Biz de tekneden atlar atlamaz bir snapper sürüsü gördük ve kısa süreliğine zamanı durdurduk ve onları seyrettik. Yolumuza devam ettiğimizde akıntıya karşı palet vurmak zorunda kaldık. Kafamı biraz eğip ne var ne yok diye etrafıma baktığımda daha çok Temmuz ayında görülmeye başlayan baraküda sürüsü gördüm. Yarasa balığı sürüler halinde yanımızdan geçiyordu. Akıntının şiddetli olmasından yararlanıp bu bölgede fazlaca balık gördük. Etrafımız renk cümbüşüydü suların da berrak olması nedeniyle balıkların renklerini çok net görebiliyorduk. Bir kayanın arkasına geçtiğimizde akıntı azalmıştı ve dalışımız da 48 dk sürmüştü. Güvenlik dekosu verip tekneye çıktık. Maalesef köpek balığı bölgesinde köpek balığı görmeden dalışımızı tamamladık. Günün diğer dalışı Ras d’de yaptık. Napolyon balığı yine oradaydı ve her dalışta gördüğümüz müren süzülerek yanımızdan geçti. Türkiye’deki dalış bölgelerinde müren görsek seviniyorduk, burda ise sık gördüğümüz balık olduğu için onun dışındaki balıklarla ilgilendik. Ertesi gün arkadaşlar Thistlegorm batığına dalışa gitti, ben de günü otelde dinlenerek geçirdim.
Akşam Old City’e gittik. O kadar deniz içinde kaldıktan sonra deniz ürünlerini yemeğe sıra gelmişti ama tabii ki gördüğümüz balıkları yemeyecektik. Fares balık lokantasında jumbo karides ve kalamar sipariş verdik. Bu kadar ucuza bir başka yerde yiyemezdik herhalde, keyfini çıkarta çıkarta yedik.
Ertesi gün dalışlarımızı Shark and Yolanda, Ras Ghozlany ve Ras Katy’de yaptık. İlk dalışımızda snapper sürüsünün altından geçtik, unicornlar da sanki benimle yarışır gibi yanımdan hızlıca sürüler halinde geçip önümüzden yollarına devam ettiler. Dalışımızın devamında fotoğraf çeken Özlem karides görmüştü. Ben yanına gittiğimde -gözlerim iyi görmediğinden- ne çektiğini ve neyle ilgilendiğini bir türlü anlayamadım ve kendisi makro çekim yaparak dalıştan sonra kaçırdığım ve göremediğim karidesleri gösterdi ve bana içimden sadece of çekmek kaldı.
Dalışlarımızda, bunu görmedim demek yoktu, her dalış birbirinden keyifliydi Ras Muhammed’e dalarak biz de artık hacı olmuştuk.
