
Aslında bu tatili planladığımda Portland Bill listemde yoktu. Lulworth Koyu’na giden otobüsleri beklerken, yanımda bekleyen bir hanımefendiyle sohbet ettim. Yürümeyi sevdiğimi öğrendikten sonra bana Portland Bill’i önerdi. Buraya nasıl gideceğimi tarif ettiğinde, ertesi gün kendimi Portland Bill’e giden otobüs durağında buldum.
Weymouth’tan Victoria Square, Castletown’dan Portland Bill’e giden 501 numaralı üstü açık, 2 katlı otobüse bindim. Üstü açık olmasına özellikle dikkat çekiyorum, çünkü otobüsün ikinci katına çıktığınızda manzarayı seyrederken keyifli bir yolculuk yapabiliyorsunuz. Ancak, rüzgarı da göz ardı etmemekte fayda var. Bu yüzden başınızı örtebilecek ince bir mont ya da eşarp almayı unutmayın. Otobüs, Portland Bill’e varmadan önce Isle of Portland’da manzaraya bakıp fotoğraf çekmeniz için duraklıyor.

Portland Adası’nın en uç noktası olan Portland Bill’e vardığımda, sahil boyunca esen hafif rüzgar artık bir fırtınaya dönüşmüştü. Dikkatimi ilk çeken şey ise hiç şüphesiz Portland Deniz Feneri oldu. Etrafında biraz dolandıktan sonra, karşımdaki kafeden bir kahve almayı ihmal etmedim. İçtiğim en lezzetli kahvelerden biriydi. İngiltere sınırları içinde enfes bir kahveyi ilk defa burada ictim diyebilirim. Kahvemi alıp sarp yamaçlara doğru oturup manzarayı seyretmenin tadını çıkardım. Gidiş-dönüş otobüs biletim olmasına rağmen, hemen dönmek istemedim. Rüzgara fazla maruz kalmamak ve manzaranın tadını çıkarmak için sarp yamaç boyunca devam eden patikadan yürümeye karar verdim. Her adımda manzara daha da büyüleyici hale geliyordu. “Buradan dönerim, şurdan dönerim” derken kendimi kaptırmıştım. Sonra fark ettim ki benim gibi bu yolu yürüyen başkaları da vardı. Onlarla konuştuğumda, Weymouth’a kadar devam eden bir yol olduğunu öğrendim. Hava güzeldi ve manzara beni büyülemişti. Bu yüzden yoluma devam ettim. Yol boyunca manzarayı tepeden izleyerek indiğim yamaç beni sahile kadar indirdi ve karşıma güzel bir koy çıktı. Eğer yol boyunca çam ağaçları da olsaydı, kendimi Likya Yolu’nda yürüyor gibi hissederdim. Bu koydan çıktıktan sonra yol boyunca işaretlere dikkat etmek gerekiyordu. Bazı işaretleri karıştırdığım için çıkmaz bir yola ve yasak bir askeri alana girmiştim. Bu durum beni biraz tedirgin etse de, yolumu bulup Fortuneswell köyüne ulaştım. Asfaltı gördüğümde rahatladım ancak artık yolumu kaybetmemek için patikaya girmedim ve asfalt yoldan kendimi aşağıya doğru bıraktım. Ne yazık ki, aşağı inerken o kadar yorulmuştum ki, baştaki neşeli ve coskulu halimden eser yoktu. Bir de üzerime hafif hafif yağmur yağmaya başlayınca etrafımda bir otobüs durağı bulmaya çalıştım. Ne yazık ki bir sonraki otobüsün saatine daha çok vardı, bu yüzden yürümeye devam ettim. Weymouth’un merkezine vardığımda, o gün toplamda 25 kilometre yürüdüğümü fark ettim. İlk işim hemen bir yere oturup bir cider içerek yorgunluğumu atmak oldu.


Weymouth Plajı:
Weymouth Plajı yaz aylarında güneşlenmek ve denizde yüzmek için popüler bir yerdir.
Ben 2 gün boyunca yürüdüğüm için sonunda plaja gelip kumsalda uzanarak dinlendim.
Restaurant:

Sahil kasabasında olduğumuza göre, akşam yemeğini tabii ki Fish & Chips olmalıydı. Google’da yüksek puan alan Fishnfritz’i tercih ettim ve kapısındaki kuyruğu görünce, benim gibi birçok kişinin de aynı sekilde düşündüğünü anladım. Balık gerçekten lezzetliydi, ancak patatesler iyi kızartılmamış ve yağ çekmis gibiydi.

Kalacak yer: Weymouth, AIRBNB den bulduğum Beachaven adlı bir evde kaldım.
Günlük £ 78 ödedim.
‘DORSET – PORTLAND BILL’ için 2 yanıt