PARKUR: Patara, Delik kemer, Gelemiş, Üzümlü, Xanthos

Yaklaşık 535 km olan ve Fethiye´den başlayıp Antalya yakınlarında son bulan Likya yolunun. 1. Parkuru olan Fethiye ( Faralya-Kabak, Alınca, Sancaklı) tarafını daha önce yapmıştık. Buradan okuyabilirsiniz.
Likya yolu, 1999 yılında turizme açılmıştır. Başta 509 km olan yol yeni rotaların açılmasıyla bugün 535 km bulmuştur. Açıldığı yıllarda daha çok yabancıların bildiği Likya yolu, günümüzde çoğunluğun Türklerin yürüdüğü bir yol olmuştur. Yurtdışında iyi bilinen bir rotadır. Öyle ki İtalya Cinque Terre´de üzüm bağları arasında yürüyüş yaptığımda, bir İngiliz çift “sizin oralarda da Likya yolu var onu da yapmak çok istiyoruz” demişti. Bazı kaynaklarda dünyanın en iyi 10 yürüyüş rotası arasında adının geçmesi de özellikle Avrupa’da Likya yolunu bilinir yapmıştır. Bu yolun hazırlanmasında emeği geçen Kate Clow´u da ayrıca unutmamak gerekir.
Nisan ve Mayıs ayları Likya yollarında yürümek için güzel bir zaman. Baharın geldiğini en iyi doğaya çıkarak anlarız. Yeşil çimenlerin arasında kendini gösteren kırmızı gelincikleri, tüm sadeliğiyle ve beyazlığıyla içimize huzurun doğmasını sağlayan papatyaları görmek, etrafı saran ve mis gibi kokan katır tırnakların kokusunu içimize çekmek ve baharı doya doya hissetmek için doğaya çıkın derim. Bu yüzden bahar mevsiminde Likya yolunda yürüyüş yapmanızı tavsiye ederim.
1.Gün: Delik Kemer- Gelemiş
Yol yorgunluğu sebebiyle, ilk gün 3 saat ve 9,5 km bir yürüyüş yaptık. Doğada hakim koku adaçayı, görseller ise gelincikler ve papatyalar.

Yürüyüş Delik kemerin oradan başladı. Yol kenarında ilk gelincikler bize göz kırpmaya başladı. Yolun sağında gördüğümüz işaret ile tarihi yola geçiş yaptık. Rotaya girince yürümek daha da kolay oluyor, kayaların üzerine bulunan kırmızı işaretleri takip etmek yeterli. Doğada yürüyünce zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz, 2 saat sonunda 18 km uzunluğundaki Patara plajı kendini göstermeye başladı.

2.gün: Gelemiş-Delik kemer (kıyı parkuru)
17 km- yaklaşık 6 saat yürüyüş / Hakim olan koku, katır tırnağı. Eşlik eden görsel ise, gelincik tarlaları .


Bugünkü yolumuz uzun, parkur 17 km ayrıca bu yolda iki yokuş da bizi bekliyor. Parkurun uzun ve zor olduğu mesajını bilincimize verince beden “bu bütün gün yürüyecek erken yorulma” diye hesaplaştığından olsa gerek, başlangıç bedeni yormayan keyifli bir yürüyüştü. Havada hakim olan katır tırnaklarının etrafa yaydığı mis kokuyu içimize çekince kalbinizin ferahladığını hissedersiniz. Gelincik tarlaları, küçük küçük gelinler gibi tüm kırmızılığıyla etrafta kendilerini gösteriyorlar. Bu arada gelinciğin eski Türkçeden gelin lafından geldiğini biliyor muydunuz? Eski Türklerde gelinliğin rengi beyaz değil kırmızıymış. Küçük gelinin sevgi eki olan-cik ekini almasıyla gelincik çiçeğine bu ad verilse de bugünkü gelinlerin gelincik rengi yerine saflığın ve papatyanın rengi beyazı alması iyi olmuş bence.



Gelelim yolumuza; deniz bizi bu yolda yalnız bırakmadı, papatyaların çimenlerin arasında fışkırıp denizin mavisiyle de buluştuğu eşsiz manzaralar karşımıza çıkmaya başladığı görsellikle 2 saat yürüdük. Turkuaz renginin hakim olduğu deniz sağımızda, çok yakında ve sanki dokunsan değecekmiş gibi belirince ve çok az aşağıya yürüsek bizi de hemen içine alacağı hissini verince, yürüyüşe devam edemedik ve cam gibi benzetmesinin yapıldığı denize attık kendimizi. Bu kış uzun mu geçmişti? İşte biz de bunun acısını böyle alırız. Denizden çıktığımızda sanki o kadar yolu hiç yürümemiş gibi tazelemiştik kendimizi. Bu tazelik duygusuyla bütün gün yürümeyebilirmiş gibi hissediyor insan.


Deniz sonrasında, bizleri yokuş ve biraz zorlu bir rota bekliyordu. İki saat eğimli bir yolda yürüdükten sonra Gelemiş köyü yakınlarına geldik. Bu yürüyüşte öğrendim ki, limonu kabuklarıyla yemek daha lezzetli oluyormuş. Yol boyunca ağaçlardan topladığımız taze limonların tadı öyle güzeldi ki, meyve gibi kabuklarıyla yediğinizde içinizin çekilmesi yerine, enerjinizin yükselten bir duygu bırakıyordu. Ama gene de tansiyonunuza dikkat, tansiyonuz düşük ise benim gibi abartmayın sonra beden ve ruh ayrı hareket etmeye başlar.

Doğada öğle yemeğinde ne iyi gider? Dur bir düşüneyim evet yumurta, yok öyle haşlama yumurta değil. Tavada yapılan tereyağlı, soğanlı peynirli yumurtadan bahsediyorum. Gruptan arkadaşların yanında kırmadan taşıdıkları yumurtalar gene onların elleriyle yaptıkları lezzetli yumurtaların tadı, Mehmet Yaşin’in deyimiyle damak çatlatan bir lezzet olmuştu.
Bugünkü rota oldukça keyifliydi. Hem dibini görebildiğin bir denizde yüzmek, hem güzel bir öğle yemeğin olması hem de baharın haykırışını doğada son haliyle görmek. Daha ne olsun.

3.gün: Üzümlü-Çavdır – Xanthos
11 km – 5 saat yürüyüş / Hakim olan koku kekik, eşlik eden ise Xantosların hüzünlü tarihi.

Diğer 2 günden farklı olarak bugün çam ağaçlarının gölgelerinde orman içinde yürüdük. Xantos krallığının hüküm sürdüğü tarih kokan yerlerden geçtik, yer yer yüzlerce yıllık bentlerin üzerinden sekerek geçtiğimiz rotada telaşa gerek yoktu. Bu rotada hızımız biraz daha yavaştı, hatta gruptan ben dahil 3 kişi düştü ve bir yerlerimizi yaraladık. Belki de Xantosların hüzünlü sonlarının ağırlığı üzerimize çökmüştür kim bilir!.. Bundan yaklaşık 2 bin 500 yıl önce Perslerin saldırılarına uğrayan Xantoslar, bu saldırılar karşında üstün gelemeyeceklerini anladıklarında tüm eşyalarını, kadın, çocuk ve kölelerini yakıp kendileri de son nefeslerine kadar savaşmışlar.


3 gün boyunca, gelincikler arasında yürüyüp Yılmaz´la gelincik şurubu yapmaya niyetlensek de her seferinde yarın toplarız deyip toplamadan döndük. Gelincik şurubu bu yolda bize kısmet olmadı, ama siz doğaya çıkınca gelincikleri toplayıp şurup yapmayı unutmayın.


‘LİKYA YOLU -2 (Patara, Delik kemer, Gelemiş, Üzümlü, Xanthos )’ için 2 yanıt