Etkinlik tarihi:21-24 Ağustos 2015
Kopenhag deyince pek çok kişinin aklına kriterleri gelse de, demokrasinin var olması, hukuk devleti, insanlara saygı, azınlıkların korunması gibi bu kriterlerden uzak bir ülke olarak, Andersen´in çıplak kral masalındaki aptal olduğu belli olacağından korkan kral ve halk bize daha yakın sanki.
Kuzeyin ülkeleri yazı tüm aydınlığıyla yaşarken, bir hafta sonumu bu ülkelerin birinde geçirmek için Kopenhag´a bilet aldım. Bilmediği bir ülkeye gitmek için insanın bir sebebe de ihtiyacı yok zaten.
Bilet aldım ama bir de kalacak yer ayarlamam gerekiyordu. Diğer Avrupa ülkeleri gibi burada ucuza otel ayarlamak zor. Böyle olunca daha önce Couchsurfing aracılığıyla birinin evinde kalan arkadaşım aynı kişiyle temasa geçip benim de kendisinde kalıp kalamayacağımı sordu. Cevap olumlu olunca kalacak yerimi de ayarlamış oldum.
Cuma günü öğle saatlerinde havalimanındaydım, Palle beni havalimanından aldı. Havalimanı şehre uzak değil, metro ile şehre inebiliyorsunuz. Havalimanından 72 saatlik ( yani 3 günlük) transport kartı aldım . ( 72 saat biletin ücreti: 200 DKK- yaklaşık 90 tl) Metro ile 20 dk sonra şehirdeydik.
İlk gün, turistlerin ilk uğrak yeri olan Nyhavn´a yani Yeni Liman´a gittik. 17 yy.dan kalan bu binalar farklı renklerle boyanmasıyla herkesi kendine çekiyor. Oldukça da kalabalık bir yer. Hava da güzel olunca kanal boyunca insanlar oturup ellerine içkilerini alıp, bütün kış mahrum kaldıkları güneşin tadını çıkarıyorlar. Burada kanal boyunca yapılan bot turları var, binmeden önce fiyatlarından emin olun. Aynı turu yapmalarına rağmen farklı fiyatlarda bot turları var. 96 kron da var, 40 kron da ( yaklaşık 18 tl) Limanın sağ tarafından ilerlediğinizde 40 kron vererek boat turu yapabilirsiniz. Yaklaşık 1 saat süren turda, kanal boyunca ilerlediğinizde, güzel insanlarıyla meşhur ülkenin yakışıklı adamları ve güzel kızları sizi tanıyormuş gibi el sallıyorlar, hani kuzeyin ülkelerinin insanları soğuktu? Bu soğukluğu henüz görmedim. Tur boyunca pek çok önemli binaları ve Andersen´in hikayesindeki küçük deniz kızını da arkadan görebilirsiniz. Aynı zamanda sıcaktan bunalan ve elbiselerini çıkartıp çıplak olarak denize atlayan insanları görmek de mümkün. Aklınıza gelen her şeyin mümkün olduğu bir ülkedeyiz. Asık suratlı ve mutsuz insan görmedim, özgürlüğünü de sonuna kadar yaşayan bir ülkedeyim. Şaşırmayacağım, hele ki kendi ülkemle hiççç kıyas yapmayacağım.


Bot turundan sonra, Nyhavn boyunca ilerleyip sola döndüğünüzde gördüğümüz; sevdiği prense kavuşamayan ve deniz köpüğü olup yok olan küçük deniz kızı sadece küçük çocuklar değil, büyük insanlar için de uğrak yeri. Biz de bir zamanlar çocuktuk öyle değil mi?

Küçük deniz kızının önüne doğru devam ettiğimizde hisar ( Şehir haritasına baktığınızda Kastellet yazılı yer) bulunmaktadır. Şehri korumak için yapılan bu yer, yeşilliği ve doğal güzelliğiyle spor yapan insanların uğrak yeri. Burada bir parkur boyunca yürüyebilirsiniz, oldukça huzurlu bir yer.

Yürüyüş boyunca, acıktığınızı hissettiğinizde etrafınızda sosisli sandviç satan araba gördüğünüzde, kesinlikle deneyin. Daniş usulü bu sosislilerin üzerine küçük soğan parçaları ve sos da ekleyerek sunuyorlar ( Fiyatı 25 DKK-yaklaşık 11 tl ) , ben değişik lezzetleri seven birisi olarak beğendim.
İçecek olarak da Joe and the Juice de taze sıkılmış portakal suyunu ( 25 DKK- yaklaşık 11 tl) kesin alıp için. İçim yandıkça bunlardan alıp içtim.
Öğleden sonra görülecek bir yer de Christiana, diğer adıyla özgür şehir Christiana. Kopenhag şehri içerisinde özerkliğini ilan etmiş bir mahalle. 1971 yılında kurulmuş, anarşist komünizm yönetim şeklini kabul eden bu yerde kesinlikle nakit para taşımanız gerekiyor. Kredi kartı kullanılmıyor, içeri girdiğinizde 3 kurala uymanız gerekiyor, 1- Eğlenin, 2-Koşmayın, çünkü bu paniğe sebep olabilir, 3- Fotoğraf çekmeyin, çünkü haşhaş satmak ve içmek hala yasal değil. Bu kurallara uyduğunuzda sorun yok, kayıtlarda içeride 850 kişinin yaşadığı belirtilmiş. Burada yaşayanlar, bar işleterek, konserler vererek geçimlerini sağlıyorlar. Kesinlikle gidip görüp ve atmosferin yaşanmanız gerekir diyorum. Burada; yiyecek ve içecek de şehrin merkezine göre daha ucuz.
Buraya metro ile gidebilirsiniz, Christianshavn durağında inip yolun karşına geçtiğinizde düz yolunuza devam ettiğinizde bu özgür şehir karşınıza çıkacaktır.
Christianshavn´a geldiğinizde bu sefer yüzünüzü kanala dönüp sola doğru gittiğinizde Kanal Bodega adındaki barı göreceksiniz, burada şehrin en ucuz birasını içebilirsiniz ( 10 DKK ile 16 DKK arasında değişiyor. 16 DKK yaklaşık 7 tl ). Tuborg ve Carlsberg vatanında, biranızı alıp kanal önündeki masalara oturup güneş, karşınızdaki yüzyıllık binaların arkasına düşene kadar keyif yapın derim. Ayrıca burada oturduğunuz sürece yan masada oturanlar ile muhabbet edebilirsiniz ki genelde muahabet ediyorlar. Biz 2. kez geldiğimizde yaşlı bir daniş çiftiyle aynı masayı paylaştık, Türk olduğumu da öğrenince;
– Erdoğan hala başınızda mı diye sordu.
-Evet deyince
– niye onu gönderemiyorsunuz dedi,
-valla ben de bilmiyorum dedim.
-siz demokrasi ile yönetiliyordunuz değil mi dedi
-Sözde demokrasi ile dedim.
Tabiki özgürlüklerini sonuna kadar yaşayan bu ülkenin vatandaşının bizi anlamaması çok doğal.
Güneşi batırdıktan sonra, evimize gittik. Apartman sakinleri bahçede oturmuş, binalarının 100. Yılını kutluyorlardı. Bahçeyi ve binalarını balonlarla süslemişler, açık büfe masa hazırlamışlar yemekler yeniliyor ve biralar içiliyor. Bizi de davet ettiler, yorgun olunca onlara fazla takılamadık. 100 yıllık binada oturmak ve bunu da kutlamak !!Yazının başında kıyas yapmayacağım demiştim değil mi….
Pazar sabahı, Danimarka´nın ilk başkenti Roskilde´ye gittik ( Tren bileti gidiş 96 DKK dönüş 96 DKK). Hafta sonu olması sebebiyle şehir sessiz ve tüm dükkânlar kapalıydı. Şehirde büyük bir katedral var ( içeri giriş 60 DKK ), güzel havada içeri girmek yerine deniz kenarında yürümeyi tercih ettim. Aşağıya doğru indiğinizde sağınız park ve yeşillik, devam ettiğinizde limana doğru varmış oluyorsunuz. Limanda Vikinglere ait müze bulunmakta, hatta Viking döneminden kalma gemiler de limanda bulunmaktadır. Bu gemiler hala kullanılacak durumdalar. Belki de 150 yıldan fazla bekleyen bu tahtadan yapılmış gemiler hala kullanılıyor olması takdir edilecek bir durum bence. Güneşli havada etrafta dolanıp, çocukluğumun Vikingler çizgi filmini hatırladım. Öğleden sonra Kopenhag´a geri döndük.
Kopenhag´da yürürken bisikletlilere kesinlikle dikkat edilmesi gerekiyor, şehir de düz olunca -en yüksek yeri 132 mt imiş-, herkes bisiklete biniyor. Bu yüzden belki de çok ince ve uzunlar.
Her şehrin ünlü bir alış veriş caddesi vardır, buranın da “Strøget” pek çok ünlü dükkanı burada bulabilirsiniz, tabi ki eğer ilgileniyorsanız hatırlatayım pahalı bir şehir Kopenhagen, bu caddeyi sadece yürüyerek geçin derim .
Geçtiğiniz bazı sokaklarda antikacıları da görebilirsiniz. Meydanlarda eski paraları, porselenleri ve ellerinden çıkartmak istedikleri pek çok eşyaları buralarda satıyorlar. Ucuzlar mı? Hayır. Eski eşyalar geçmiş hakkında bilgi verir, dolanıp zaman içerisinde zamanı yaşayabilirsiniz.
Neler mi yiyebiliriz? Danish ekmeklerinin üzerine somon, balık yada avokado, yumurta konularak yapılan açık sandviçler var bunları deneyebilirsiniz. Bunlara “smørrebrød” deniliyor. Ben bunların lezzetlerini sevdim, deniz ürünü tüm yemekler benim için iştah açıcı zaten. Ayrıca pastanelerde çeşit çeşit wienerbrod lar var, milföy hamurundan yapılmış hamur işleri.
Şehri yukarıdan seyretmek için, Christiansborg sarayına gidebilirsiniz, Danish Parlemantosuna ait kuleye yani TÅRNET´e ücretsiz çıkabilirsiniz. Şehrin binalarını kulelerini hatta hava güzel ise İsveç´i bile görmeniz mümkün. Pazartesi dışında her gün gidebilirsiniz.
Christianborg sarayına gelmişken buraya çok yakın olan Natinal müzesine de gidebilirsiniz. Buraya da giriş ücretsiz.
Pazar günü Kuleye çıkmak için Christiansborg sarayına gittiğimizde, Iron man yarışçıları 9- 10 saat süren yarışların sonuna gelmişlerdi. Bütün yıl yapmış oldukları idmanın sonuna geldiler ne büyük bir rahatlamadır. Şehri dinamik tutan düzenlediği yarışlar, festivaller değil mi? Burası da bunu tam anlamıyla yapıyor bence.
Kopenhag da dolu dolu 3 gün geçirdim. Pahalı bir şehir, özgür bir şehir, insan haklarına saygılı bir şehir, insana insan olduğunu hissettiren bir şehir, sportif bir şehir, güzel insanların olduğu bir şehir, aşkı yaşamak isteyen bir şehir. Istanbul bu saydıklarımdan hangisi yolunda ilerliyor dersiniz? Bence sadece pahalı olması yolunda…Yapmayacağım dememe rağmen gene kıyas yaptım.
MASRAFLAR:
( SEYAHAT TARIHI 21-24 Ağustos 2015)
Gidiş dönüş uçak bileti: Pegasus gidiş-dönüş uçak bilet: 662 tl/ 200 €
Couchsurfing den kalacak yerimi ayarladığım için, kalacak yere bir ücret ödemedim.
72 saat şehir içi transport ücreti: 200 DKK / yaklaşık 90 tl =27 €
Tekne gezisi: 40 DKK / yaklaşık 18 tl = 5 €
Roskilde gidiş-dönüş tren bilet: 192 DKK / yaklaşık 85 tl = 26 €
Yemek-içme: 413 DKK/ yaklaşık 182 tl = 55 €
Toplam harcama : 1037 tl =313 €








“KOPENHAG” için bir yanıt