
Para birimi: Forint (HUF)/ 1 HUF – 0,010 TL
Uçak bileti: 256 TL-( Tarih: 16-19 Nisan 2015 )
Hotel: Grand Hungaria Hotel Budapest
2015 Nisan kur: $ 2,70 / € 2,86
Prag, Viyana, Budapeşte 3 kardeş gibi hep beraber anılan 3 şehirdir. Prag´a 2002 yılında, Viyana’ya da 2011 yılında gitmiştim. Budapeşte’ye gitmek bir türlü kısmet olmamıştı.
Bu yıl Avrupa’da hangi ülkeye gideyim derken, Budapeşte yarı maratonun da 19 Nisan’ da olduğunu öğrenince hemen indirimli uçak biletlerini PRONTO turdan satın aldık ve Pronto turun atletizm kulübüyle Budapeşte’ye gitmeye karar verdik. Budapeşte maratonunu okumak için buraya tıklayınız.
Perşembe gününden Budapeşte’ye gittik ve öğle saatlerinde şehirdeydik. Pronto turun rehberi, çok güzel Türkçe’siyle Erika Şenleten bizi karşıladı. Transfer otobüslerine binince yol yorgunluğunu, Erika’nın Türkçe´de ı harfi yerine i harfini kullanmasıyla yaşadığı sıkıntıları anlatmasıyla yol boyunca gülerek geçirdik.
Budapeşte şehri, Buda ve Peşte olarak Tuna nehriyle ikiye ayrılmaktadır. Bu iki şehir 1973 yılında birleşerek Budapeşte olarak devam etmiştir. Buda tarafı daha çok dağlık ve tepelik, Peşte tarafı ise düzdür. Erika bize Buda kısmında daha çok zenginlerin yaşadığını belirtti. Her ülkede zenginliğin ifadesi değişiyor. Budapeşte için dağlık bir yerde ev sahibi olmak, Istanbul´da boğazda ev sahibi olmak, Japonya´da sahilden uzak dağlık yerlerde ev sahibi olmak, kimi ülkelerde ise gölün ortasında ev sahibi olmak zenginliği ifade ediyor.

İlk uğrak yerimiz Buda bölgesinde bulunan Buda kalesi; 1255 yılında yapılan kale UNESCO kültür mirası listesindedir. Kalenin merdivenlerinden yukarı çıktığınızda Mathias kilisesi sağ tarafınızda sizi karşılar. Bu kilise Osmanlı’ nın 150 yıllık hakimiyeti süresince cami olarak kullanılmıştır. Kanuni de şükür namazını bu kilisede kılmıştır. Kilisenin etrafını gezdiğinizde Ortaçağ’da vebadan ölen insanlar için yapılan anıtı görebilirsiniz.
Kilisenin hemen önünde Balıkçılar burcu bulunmaktadır. Buradaki 7 burç Macar kabilelerini temsil etmektedir. Burada oturup kahvenizi içerek, Peşte tarafını süzüp, Tuna nehri ve Parlemanto binasının güzel manzarasını seyredersiniz.
Seyahat ettiğim şehirde ilk günde, etrafı ve görkemli bir eseri seyredeceğim bir kafede oturup kahve içmeyi tercih ederim. Böylece bedenle birlikte ruhumu da bu şehre getirmeye çalışırım. Yoğun bir iş temposundan sonra farklı bir ülkeye gittiğimde bazen “ben hala Istanbul´da mıyım yoksa farklı bir ülkede miyim” anlayamıyorum. İşte burada oturup kahvenizi içip Budapeşte manzarasını seyredip ruhunuzu da buraya çağırabilirsiniz.

Buradan çıkınca Peşte tarafında bulunan Kahramanlar Meydanı’na ( Hösok Tere) gidiyoruz. Burası Binyıl anıtı olarak da anılmaktadır. 1896 yılında yapılan bu anıtın ortasında 7 atlı heykel bulunmaktadır ve bu heykeller 7 Macar boyunu temsil etmektedir. Bu meydanın hemen sol tarafında Güzel Sanatlar Müzesi bulunmaktadır.
Bir şehri şehir yapan pek çok özelliğinin yanında biri de musluktan akan suyunun da içilebilmesidir. Daha önce Viyana´ya ve Bilboa´ya da gittiğimde musluk suyu içmiştim. Budapeşte’de de içildiğini öğrenince sevindim. Tel Aviv deki gibi 20€ bir şişe suya vermeyecektim.
Otelimize gittiğimizde musluktan akan suyu içip hazırlandık ve akşam için dünyanın en büyük şarap fıçısının bulunduğu yere gittik. Burada sizi yerel kıyafet giyimli bir bey, meşhur Törkei şarabı ve küçük poğaçalar ile karşılıyor. Törkei şarabı, beyaz ve bizim Şirince şarapları gibi tatlı, yıllandıkça tatlılık oranı da artıyor.
Akşam yemeği için ise hemen yakınındaki Borkatakomba Restaurantına gidiyoruz. Başlangıç olarak meşhur Gulaş çorbası içiyoruz, arkasından güzel pişmiş geyik eti, dana eti, yanında sotelenmiş patates ve kaz ciğeri sosu ile yapılmış kuskusdan oluşan bir tabak geliyor, hepsinin tadı muhteşem. Yanında da sınırsız şarap var. Yemek yerken, sahnede Macar dansı seyrediyoruz, her turistik yerde olduğu gibi burada da sahneye konukları çıkartıyorlar. Konuklardan birinin gözüne bir bez ile bağladıklarında bu durum kendisine grinin elli tonundan bir sahneyi hatırlatsa da burada sadece dans edilmektedir.
Yemek sırasında, fotoğraflarınızı çekip sonra da bu fotoğrafları şarapların üzerine etiket olarak yapıştırıyorlar, isterseniz çıkışta bu şarapları 10 eur karşılığında alabilirsiniz. Yemeğimizi yedik, içkimizi içtik, eğlendik. Şimdi de Budapeşte´nin en güzel manzarasının seyredildiği Aşıklar tepesine (Gellért Tepesi) gidiyoruz. Gece pek çok şehir bir başka güzel olur, Budapeşte de köprüleriyle ve binaların Tuna´ya yansımalarıyla ayrı bir güzel.
Ertesi gün Türk tarihini de konu olan Estergon kalesine gidiyoruz. Estergon Macaristan Krallığı’nın ilk başkentidir. Osmanlı da burayı bir kaç sefer işgal etmiştir. Barış Manço´nun da Söylediği Estergon Kalesi Türküsü, Osmanlı’nın 1595 yılında kaleyi teslim etmesiyle bu türkülerin yazılmasına sebep olmuştur. Osmanlı 2. kez kaleyi alsa da, 2. Viyana kuşatmasını kaybetmesiyle Macaristan artık Osmanlı egemenliğinden çıkmıştır. Böylece 150 yıllık Osmanlı’nın Macaristan hakimiyeti 1683 yılında sona ermiştir.
Estergon kalesini daha iyi görmek için Maria Valeria köprüsünden geçip Slovakya tarafına geliyoruz. (Geçtiğimiz köyün adı Lanycsok – kız öpücüğü anlamına geliyor-) Bir yapının büyüklüğünü görebilmek için karşısına geçmek gerek, Estergon kalesini ve Macaristan´ın en büyük bazilikası olan Estergon Bazilikasını karşıdan seyrettik.

Estergon bazilikasına girdiğinizde tam karşınızda Michelangelo Grigoletti´nin yapmış olduğu muhteşem bir Meryem ana tablosu bulunmaktadır. Dünyanın en büyük tek parça olarak kanvas üzerine yapılmış bu tablosunun üzerinde baba, oğul ve kutsal ruh tasviri bulunmaktadır.
Estergon kalesinden sonra St. Andre alışveriş merkezine gittik. Burada ünlü Törkei Şarabı, binbir baharattan oluşan unicum likör, tüm restoranlarda masada bulunan paprika (Acılı biber ezmesi), ve Macar el işlerini bulabilirsiniz. Bu ürünlerin hepsini de İzmir´den gelip burada dükkan açan Şakir´in mağazasında da bulabilirsiniz.
Buradan sonra da eski Renaissance Restoranına gittik. Başlangıç olarak kremalı ceylan çorbası, arkasından tandırda pişmiş hindi budu ve dana biftek geldi yanında soslu güzel pişmiş patates. Tatlı olarak da kestane tatlısı. Macaristan’a sadece yemek turu da yapılabilir, gerçekten yediğim tüm yemekleri beğendim.

Akşam programımızda, Tuna nehri üzerinde tekne gezisi var. Akşam, Budapeşte’de Tuna nehri ve üzerindeki ışıklandırılmış köprülerinde ayrı bir güzel. Budapeşte´nin ilk köprüsü Zincirli köprü 2. Dünya Savaşı sırasında hasar almayan tek köprüdür. Diğer köprüler 2. Dünya Savaşı sırasında yıkıldıktan sonra gerçeğe uygun tekrar inşa edilmiştir.
Aslanlı ya da diğer adıyla Zincirli köprü (Széchenyi Lanchid) için anlatılan hikayelerin sonu trajik bitse de Erika’nın anlattığına göre o kadar da trajik olmadığını öğrendik. Mimar bu köprüyü yaptığında hiç bir hatasını bulunmayacağı söylenmiş ve bir hatasının bulunması durumunda kendisini bu köprüden atıp intihar edeceğini söylemiş. Köprüden geçen bir çocuk Aslan’ın dilinin olmadığını söylemiş ve mimar baktığında bu aslanların gerçekten dili olmadığını görünce fazla da yüksek olmayan bu köprüden atlayıp, serinleyip kıyıya çıkmış. Hikayenin diğer bir versiyonunda da ise mimar köpeklerin dili olduğunu oysaki bu aslanların dilinin içeride olduğunu ve görünmeyeceğini söyleyip hatasını kabul etmemiştir. Bilinen tüm hikayelerde mimarın öldüğü yazılsa da Erika’nın anlattığı hikaye traji-komik olarak bitmiştir.
Diğer köprü ise Elizabeth köprüsü ( Erzsebet Hid), diğer adıyla Sisi köprüsü 1903 yılında tamamlanan köprü o tarihte Dünya’nın en uzun asma köprüsüydü. Avusturyalı olan Sisi Budapeşte’yi çok sevdiği için onlar için bu köprüyü yaptırmıştır.
Diğer bir köprü de Özgürlük köprüsü (Liberty bridge(Eng)- Szabadsag Hid(Hun))bu 3 köprü beni çok etkilemiştir. Hele ki hava parçalı bulutlu ise bu köprüler tablo şeklinde gözükür.
Peşte tarafında Zincirli Köprüyü geçtiğinizde, Parlemento Binasının önünde Tuna´ya bakan kısmında ayakkabılar bulunmaktadır . 2. Dünya Savaş’ı sırasında kurşuna dizilip nehre atılan Yahudilerin anısına yapılmış olan bu ayakkabılar, Yahudi anıtı olarak bilinmektedir.

Buradaki Macar Parlemantosu, Londra´daki Parlemanto binası ile aynı mimarı özelliği taşıyor. Bu ülkede gezerken binaları ve köprüleriyle diğer şehirdeki benzer yapıları görmek mümkün.
Vaci Utce caddesi, Trafiğe kapalı ve meşhur markaların dükkanlarının olduğu bir caddedir. Bu caddede dolaşınca 1990 yılında komünist rejiminden çıkan Macaristan’ın kapitalist sisteme çabuk ayak uydurduğunu çok net görüyorsunuz.
Erika kendi çocukluk döneminden -ki komünist dönemi kapsıyor- ve o zaman yaşadıkları sıkıntılardan bahsederken herkesin ne kadar mutlu olduğunu fakat şimdi herşeye sahip oldukları halde mutlu olmadıklarından da bahsetti.
Budapeşte pek çok imparatorluğun egemenliğinde yaşamıştır. Tuna çevresinde gezince Avusturya-Macaristan imparatorluğun etkisi daha çok fark ediliyor. Tuna´dan Peşte´nin içlerine doğru gidince ise komünist rejimin soğukluğu daha çok hissediliyor.
“BUDAPEŞTE” için bir yanıt