BASK COUNTRY

O:Hello .
T:Hello .
O:My names is Orzuri .
T:My names is Türkan .
O:Where are you come from?
T: Turkey. You?
O:Bask country

Yıl 1997 İngiltere, Bask country’den ilk haberdar oluşum bu şekilde oldu. Daha önce İspanya’da başka özerkliklerin olduğunu bilmeyen ben, İngiltere’de kaldığım süre içerisinde İspanya içerinde ne kadar çok özerklikler olduğunu öğrendim. Bunlar içerisinde en fazla hak sahibi olanlar Basklar. Bunda ETA örgütünün de etkisi olmuştur.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bask bölgesi yada Bask ülkesi, İspanya’nın kuzeyindeki 4 bölge ile Fransa’nın güneyindeki 3 bölgenin birleşmesinden oluşuyor. İspanyolca´dan tamamen farklı Bask dilini konuşuyorlar. Bask yönetimi tarafından toplanan vergiler gene Bask devletine aktarılıyor. Vergilerinin sadece küçük bir kısmını Madrid´e veriyorlar. Eğitim, sağlık, sosyal hizmetler, sanayi, sosyal güvenlik ve kamu hizmetleri gibi pek çok saha da Madrid’e değil Bask’a ait. Böyle olunca da bölgeye giriş yaptığınızda refah seviyesinin ne kadar yüksek olduğunu hemen hissediyorsunuz.

Orzuri ile tanıştıktan sonra Bask Bölgesi’ni hep seyahat etmek istemişimdir. Türk Hava Yollarının Bilboa´ya direk uçuşlarının başlaması ve zaman zaman da Bilboa´ya promosyon uçuşlarını düzenlemesi buraya seyahat etmemi kolaylaştırdı. Yeni yaşımı Bask bölgesinde geçirmek istememle, Bilbo´ya bilet aldım.( 99 €)

Havalimanı’ndan şehir merkezine gitmek oldukça kolay, yaklaşık 15 dk sonra otobüs sizi Plaza Moyua meydanında bırakıyor ( otobüs bileti 1,40 € ) buradan eski şehire yürümek sadece 10 dk.
Eski Şehirde ( Casco Viejo) AliciaZzz hotelde 4 gece için rezervasyon yaptık (114 €). Otel kapısına geldiğimizde zile bastık, cevap veren kişiye rezervasyonumuz olduğunu söylediğimizde bize kapının açılması için şifre verdi. Şifreyi tuşlayıp içeri girdik, merdivenleri çıktık ikinci bir kapı daha tekrar aynı şifreyle içeri girdik. Hala kimseyle karşılaşmadık. Lobi olduğunu düşündüğüm masanın üzerinde ismimizin yazılı olduğu anahtarlarımız vardı. Agatha Christie romanları gibiydi, birileri yok ama dışardan birileri bizi yönetiyor. Anahtarlarımızı alıp odalarımıza yerleştik. Odamız fiyata göre oldukça temiz ve güzeldi.

Bask ülkesi, her ne kadar İspanya sınırları içerisinde olsa da kendimi kesinlikle İspanya sınırları dışında, farklı bir ülkede hissettim. Sokak ve cadde isimleri hem Bask hem de İspanyolca yazılmakta, insanları güzel ve bakımlı, çirkin insan nerdeyse yok diyebilirim.

Akşamki programdan önce yemek için dışarı çıktığımızda kalabalık olan bir restorana girdik, menü sipariş verdik. Menü; başlangıç, ana yemek, 1 şişe şarap ve tatlıdan oluşmaktaydı (Menü´nün fiyatı 13 €). Ben balık, arkadaşım ise et yedi, yemekler de oldukça lezzetliydi. Menü hem hesaplı, hem de çok fazla çeşit sunduğu için hem karnınız hem de gözünüz doyuyor.

Akşam için Guggenheim Müzesi’ne Art After Dark a bilet aldık. Daha önce Amsterdam’da Museumnacht gitmiştim, gece içki eşliğinde müze gezmek çok eğlenceliydi. Gelmeden önce, internetten her ayın bir cuma günü düzenlenen Art After Dark’ın bizim gittiğimiz günün gecesinde düzenlendiğini öğrenince, internetten bilet aldım. (13 €)

Müze bileti almak isterseniz buraya tıklayınız.

New york Guggenheim Müzesi’nden sonra şimdi de Bilboa daki Guggenheim Müzesindeydik . Art After Dark Amsterdam’daki gibi çok kalabalık değildi. Sanat etkinliğinden çok parti havasındaydı. Girişte dans için hazırlanan alan 20’li yaşlarda gençlerle dolmuştu. Eğer bu yaşlarda iseniz ve buralara yolunuz düşmüşse kesinlikle bilet alın ve gidin derim.

Ödüllü mimar Frank Gehry tarafından 1997 yılında yapılan bu müzenin girişinde çiçeklerden yapılmış köpek bulunuyor, bu köpeğin adı Puppy. Bask halkı için önemli olan bu köpeğin 17. yaş günü de biz ordayken kutlandı.

Ertesi gün yağmurlu bir Bilboa Günü’nde, Lekeitio Balıkçı kasabasına gittik. Metro´nun San Names durağında inip otobüs terminaline gittik, buradan Lekeido´ya otobandan değil tüm kasabalara uğrayarak giden (otobüs ücreti 3,30 eur) Otobandan gitmeyen, nerdeyse tüm kasabalara uğrayan otobüse bindik 1 saat 50 dk sonra Lekeido´daydık.

Avrupa´daki eski şehirlerde klasikleşen, dar sokaklardan geçerek deniz kenarına ulaştık. Sahil boyunca uzanan restoranlardan birinde öğle yemeği için mola verdiğimizde kalamar ve beyaz şarap sipariş verdik, kalamar lokum gibiydi. Sahil boyunca 2 km yürüyüş sonunda, Biskay Körfez’ine bakan deniz feneri bizi karşılıyor, kısa mola verip yağmurdan sonra bulutlar arasında kendini ara sıra gösteren güneş ve şarapla birlikte mayışarak bulunduğumuz yere kök salmış gibi kalkmak istemiyoruz. Sahile indiğimizde ise, sahili bir yaz günüymüş gibi hayal edince buraya kesinlikle yazın da gelinmesi gerektiğini aklımızın bir köşesine yazdık. Bilboa şehrinin ortasından geçen Nervion nehri, burada Biskay Körfez’ine boşalıyor. Daha hızlı şehre varmak için bu sefer otobandan giden otobüse bindik ve 1 saat 20 dk sonra Bilboa´ya vardık. (Otobüs numarası E 3512)

Pazar günü hava gene yağmurluydu, bu yağmur ne zaman son bulacak? Yağmur zaman zaman doluya dönüşse de biz programımızı değiştirmeyip, 1893 yılından kalan ve UNESCO tarafından koruma altına alınan Puento Colgante demir Köprüyü görmeye gittik. Metro ile Portugalate’ye gidip buradan demir köprüye doğru yürüdük yol boyunca yağmur yağmaya devam etti. Köprü altında bir kafede oturduğumuzda ise dolu yağmaya başladı. Dolular demir köprüye çarptıkça çıkardığı sesler, kışın son zamanlarından çok kışın ortasındaymışız gibi hissettiriyordu. Bu demir köprü, asma bir kabin ile araba ve insanları karşıya geçirmektedir, Nervion nehrinin ayırdığı karanın iki tarafını birbirine yolla bağlamak yerine, bir kabin ile geçişi sağlamaktadır. Eski köprüden sonra 1997 yılında yapılmış olan Zubizuri Köprüsü’ne gittik. Guggenheim Müzesi’nin 100 mt. ilerisinde olan bu köprü gene Nervion nehri üzerinde, bu sefer yaya yolu ile sadace insanların karşı tarafına geçmesini sağlıyor.

Akşam ise nerdeyse 17 yıldır görmediğim arkadaşım Orzuri ile buluştum. Plaza Nueva da Urdiña Bara (Adres: Plaza Nueva, 48005 Bilbao País Vasco, España ) gittik. Daha önce yediğim hatta internette araştırıp Michelin yılın en iyi Pintxos ( Tapaslara burada Pintxos deniliyor.) ödülünü alan barda yediğimden daha iyi Pintxosları burada yedim. Beyaz şarabı sevmeyen ben, burada beyaz şarap tutkunu oldum. Özellikte Rueda benim favorim. Buraya geldiğinizde Rueda beyaz şarap sipariş verirseniz kesinlikle pişman olmazsınız.
Pazartesi günü gurmelerin diyarı olan San Sabastian´a gidiyoruz (Otobüs bileti Gidiş 6,56 €- dönüş 5,90 € ) gitmeden önce hep anlatılanlardan küçük bir sahil kasabası hayal etmiştim. Şoför, San Sabastian deyince yanlış yere mi geldik burası büyük bir şehir, deniz nerde bence burası değil diye düşünüp bir kaç kişiye daha sorunca geldiğimiz yerin San Sabastian olduğuna inandım. Yarım saatlik bir yürüyüş sonunda denizi görünce kafamda canlandırdığım San Sabastian belirmeye başladı. Istanbul´da genelde deniz doldurulup yol ve ev yapılırken, buraya kumlar getirilerek yapay bir kumsal yapılmış, uzun sahil boyunca sörf yapan insanları görmek mümkün. Eski şehre doğru yürüdüğümüzde kilisenin arkasında, yamaca doğru çıkan bir yol var bu yolu devam ettiğinizde terasa çıkıyorsunuz. Terastan şehrin manzarasını ve dalgaların kıyıya çarpmasını seyredebilirsiniz -ki biz öyle yaptık.

Eski Şehirde dolaştığınızda pek çok restoran bulunmaktadır. Gelmeden önce araştırıp en iyi pintxosların yapıldığı restoranlar maalesef kapalı olunca, gözümüze kestirdiğimiz bir bara girdik burada yediğimiz 4 pintxos bizi tatmin etmediğinden, diğer bir restorana girip burada da 4 pintxos daha yedik.

Dönüş saatimiz belli olmadığından, dönüş biletimizi açık almıştık, yalnız açık olan bileti otobüse binmeden önce kapatmak gerekiyormuş. Biz bunu otobüs gelince öğrendik. Şoför tabi ki bizi otobüse almadı, arkadaşımı hemen ofise gönderdim, ben de otobüsü tutma görevini üstlendim. Kalkma saati gelince şoför daha fazla beklemeyeceğini gideceğini söyledi, ben de de cinlik yapıp havalimanına gitmemiz gerekiyor aksi takdirde uçağı kaçıracağımızı söyledim. Bunun üzerine söför 5 dk daha bekledi. Arkadaşım da nefes nefese gelince biletlerimiz verip otobüsteki yerlerimize oturduk.
Bu kadar düzenli ve kolay bir şehirde, kendi başımıza problem çıkardık.

Akşam doğum günümde yine eski dostum Orzuri ile buluşup Casco Viejo da bara gidip birşeyler içtik.

Ertesi gün 4 gündür peşimizi bırakmayan yağmur durdu. Güneş açtı ve güzel havayı değerlendirip erken kalkıp Nervion nehri boyunca koşmaya başladık. 2 km sonra Guggenheim müzesi karşımızdaydı, daha önce bu müzeye hep uzun yoldan gitmiştik. Bilboa´da kaldığımızın son günü, kestirme yolu bulmuştuk:) Dönüş için ise aynı şekilde Plaza Moyua´dan otobüse binip havalimanına gittik.

Görülmesi gerekenler
Guggenheim müzesi
Nervion nehri etrafında köprülerden de geçerek isterseniz yürüyüş yapabilir, isterseniz koşa bilirsiniz.
Casco viejo
Plaza nueva
Portugalate
Bilboa Çevresinde görülecek yerler:
Lekeitio balıkçı kasabası
San Sabastian şehri.
Bizim vaktimiz kalmadı ama sizin vaktiniz var ise, Victoria Gasteiz ve Zarauzt gidebilirsiniz. Giden kişiler övgüyle bahsediyorlar.

Mevsim: Kesinlikle yazın gelinmesi gerekiyor. Kış aylarında pek çok restorant kapalı.

Bu tatil için yapılan masraflar:
Uçak bilet: 99 €
Hotel: 114 €
Harcama:140 € ( müze, transferler,yemek ve içme)
Toplam: 353 €


Yorum bırakın