TEL AVİV MARATONU

Tel Aviv maratonuna katılmak istememin en önemli sebeplerinden biri Kudüs’ tür.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Artık seyahat edeceğim şehri seçerken oradaki maraton tarihlerini belirleyip koşu ve kültür gezisini birleştiriyorum.

“Amsterdam son maratonum” derken Meltem’in Tel Aviv maratonundan bahsetmesiyle Pegasus’tan bilet almamız bir oldu. Daha sonra maraton kaydı yaptık ( kayıt için 140 NIS yaklaşık 45 USD ödedik ). Otel  seçerken de denize yakın olsun deyip şehir merkezine uzak bir otel seçtiysek de,  oraya gittiğimizde konum olarak ne kadar uygun bir otel ayarladığımızı gördük, istesek de bunu yapamazdık.

Sabah 07:25 uçağına, 05:00 gibi Havalimanında olacak şekilde arkadaşlarla planladık. Sabah saat 03:00 de uyanmam gerekirken, 05:10 da Meltem’in Havalimanı’ndan aramasıyla kalktım. Çalan telefonu alarm zannedip telefonu kapatırken saatin 05:10 olduğunu görünce saniyeler içerisinde kafamda geçen bin bir kötü senaryoyla hazırlanıp taksiye binmem çok hızlı oldu. Taksiciye de uçağı kaçırıyorum deyince beni 05:45 de Havalimanı’na bıraktı. Hızlı bir şekilde çek-in yapıp arkadaşlarla buluştum. Uçağımız zamanında kalktı ve 2 saatlik bir uçuştan sonra Tel Aviv’e vardık.

 

Taksi ile Expo Center’a gittik ( taksiye 170 NIS- yaklaşık 50 $ ödedik. -5 Kişilik büyük taksi için bu fiyat-), marathon kitini aldıktan sonra aynı taksi ile döneriz diye taksicinin bizi beklemesini istedik ( Bunun için de 100 NIS ödedik).  Kalacağımız Grand Beach Hotel deniz kenarındaydı ve Expo Center’a pek uzak sayılmazdı.

Maraton Cuma günüydü ve biz de Çarşamba günü Tel Aviv’e geldik. Normalde maraton kitleri yarıştan bir gün önce verilirken, bu maratonda yarış kitlerinin son alınma günü Çarşamba idi. Bu yüzden maratondan 2 gün önce şehre geldik.

Otelden maraton başlangıç noktasına nasıl gideriz diye düşünürken, kesinlikle hiç bir ulaşım aracının olmadığını öğrendik. Taksilerde yol kapalı diye bizi almak istemedi. Bu durumda maraton öncesi başlangıç noktasına gidip otelden ne kadar uzaklıkta olduğunu öğrenmemiz gerekecekti. Otelden gezinerek başlangıç noktasına doğru yürüdük, yalnız yol boyunca İngilizce bir işaret bulamadık. Marathon başlangıç noktası Rabin Square idi ve otele 4 km uzaklıktaydı. Başta da yazdığım gibi, otelin konumu maraton başlangıç noktasına yakındı, neyse 4 km, yürünemeyecek yol değildi. Maraton öncesi yürümeye karar verip ertesi gün Kudüs’e gittikKudüs yazısı için  burayı tıklayın.

Doğruyu söylemek gerekirse sabah koşuları kesinlikle bana göre değil, genelde akşam koşuları seven birisiyim. Maraton sabahı saat 05:00’da kalktık. Akşam da iyi uyuyamadığımdan kalkmak zor oldu. Fındık ezmeli krakerlerimizi yiyip, maraton için giyindik. Otel odasından dışarı baktım. Bu arada otel odası 10. katta havayı öğrenip ona göre üzerimize bir şeyler alıp almamayı karar verecektik. Bu saatte bile hava gerçekten çok sıcaktı, sadece t-shirtümüzü giyinip üzerimize de hiçbir şey almadan dışarı çıktık. Dışarı çıktığımızda pek çok kişi aynı maraton t-shirtü ile dışarıda olunca, başlangıç noktasına gidebilmek için Meltem ve ben bu kişileri takip ettik. Maraton başlangıç noktasına 40 dk yürüyüş ile varmış olduk. Girişte balon dağıtıyorlardı. Meltem´le koşuda birbirimizi bulabilmek için aldığımız balonları kendimize bağladık, Meltem koluna ben ise boynumdan atletime bağladım. Böylece uçan balon kafamın üzerinde “düşünce balonu” gibi maraton boyunca dolandı.

Maraton saatleri hava sıcaklığı nedeniyle erkene alınmıştı, çölden gelen sıcak hava dalgası sebebiyle havalar normallerin üzerinde ısınacaktı. Murat maratona saat 05:40 başladı, 10 km koşuları ise maratonun hemen arkasından başladı. Bizim yarı maraton da 07:30 da başladı. Hem sabahın köründe kalkıp koşmak -ki kaslarım buna hiç alışık değil- hem de sıcak bir havada koşmak ilk 5 km de kaslarımı zorladı. Hava zaman zaman esiyor olsa da yüzümüze sıcak vuruyordu. Bağladığımız balonlar işe yaradı. Meltem ve ben koşu boyunca birbirimizi kaybetmedik, beraber başladık ve beraber bitirdik. Bu bizim 4. maratonumuz şimdiye kadar koştuğumuz en yavaş maraton oldu. Gelmeden önce hastalanıp son 20 gün koşmamamız, koşuların erken saatlere alınması, bir de havanın sıcak olması sonucu etkiledi tabii.

Tel Aviv maratonundaki organizasyonu,  daha önce Amsterdam maratonuna katılmış birisi olarak, hiç beğenmedim. Kayıt olduktan sonra mailimize gelen haberlerin hepsi Hebrew dilindeydi, tabii ki anlayamadık. Koşu yerine gittiğinizde eşyalarımızı bırakmak için yer yoktu, bunun için maraton full paket almak gerekiyordu ki bunun için de gereksiz yere para ödemek gerekecekti. Sanki kayıt için para ödememişiz gibi… Maratonun son kilometresinde midem bulandı,  maraton bitiminde verdikleri dondurma beni kendime getirdi. Madalyalarımızı aldıktan sonra hemen yandaki parka attık kendimizi, kaslarımızı açmak için esneme hareketleri yaptık. Geri dönüş yolunda, bu seferde yorulmuş bacaklarla otele 1 saatlik yürüyüşle vardık.

Otele gittiğimizde duş sonrası uyumak için yatağımıza yattığımızda, sabah erken kalkmamıza rağmen ikimiz de uyuyamadık. Bedeni bu kadar uyardıktan sonra gel de uyu şimdi. Bunun yerine dışarı çıkıp bir kahve içmeye karar verdik. Akşam üzeri batan güneşi seyretmek için deniz kenarına gittiğimizde ayaklarımı denize soktuk, deniz o kadar sıcaktı ki mayom yanımda olsaydı girebilirdim, ayaklarımı sokmak bile vücudundaki tüm yorgunluğumu denize bırakmama yetti.

Akşam yemeğini de deniz kenarındaki güzel bir restoranda yedik. Burada restoranlarda menü oluyor, bir ana menü söylediğinizde yanında nerdeyse 10 çeşit meze ücretsiz geliyor. Mezeler gerçekten muhteşem, humusları bizdekinden farklı bununla birlikte adını bilmediğim pek çok çeşit meze geliyor. Buraya gelmişken tüm mezeleri tatmanızı tavsiye ederim. (5 kişi ana menü yedi ve  852 NIS-yaklaşık 250 $ ödedik).

Tel Aviv Arap ülkelerine göre, çok pahalı aslında.  Arap ülkelerini bırakın Avrupa’daki ülkelere kıyasla bile  bana pahalı geldi. Ödeme yapmadan önce kesinlikle paralarını anladığınız bir para birimine çevirmeniz gerekiyor aksi takdirde benim gibi marketten 1 lt ilk suya 20 TL ödeyip çıkarsınız.

Cumartesi günü kahvaltı sonrasında sahilden eski şehre ( Tr:Yafa deniliyor. / Eng:Jaffa deniliyor)  doğru yürüdük. Burada tatil cuma ve cumartesi olduğu için herkes dışardaydı. Şubat ayı olmasına rağmen hava oldukça sıcaktı, kısa kollu t-shirt ile sahil boyunca yürüdük. Bizim Caddebostan sahilinde yürüyormuş gibi hissettim, tek farkı sahillerinin bizimkinden daha uzun olmasıydı. Eski Şehirde shabbat  – shabbat tatili cuma gün batımında başlayıp, Cumartesi gün batımında biter.- olması sebebiyle pek çok dükkan kapalıydı. Arap ülkelerinde içilen naneli soğuk içeceklerimizle tazelendikten sonra otele döndük. Ertesi gün de 16:20 deki uçağımıza binebilmek için kahvaltı sonrası otelden ayrıldık.

Tel Aviv’den dönüş için havalimanı’na öyle 2 saat erkenden gitmeniz işe yaramıyor, en az 3 saat erkenden gitmeniz gerekiyor. Ülkesine girerken o kadar soru sormuyorlar, fakat dönerken olmayacak sorularla karşılaşıyorsunuz. Eğer grup olarak gittiyseniz gruptan bir kişiyi alıp ayrı bir yerde sorguya tutuyorlar. I-Pad ve bilgisayarınızı yanınıza almamanızı tavsiye ederim, mümkünse valize koyun dönüşte sizden şüphelenirlerse -ki benim tuvaletim geldiği için benden şüphelendiler- elektronik aletlerinizi alıyorlar. İnceleyip ya aynı uçakla yada ertesi günkü uçakla geri gönderiyorlar. Eğer yurtdışında maraton koşmak isterseniz bu kesinlikle Tel Aviv maratonu olmamalı. Israil´e gelmek istemenizin tek nedeni olabilir,  o da Kudüs.


Yorum bırakın