18-20 EKIM 2014
Koşmak insanı bağımlı yapar, maratoncunun son kilometrelerde aldığı zevki yaşayan oldu mu? Ben yarı maraton koşmuş birisi olarak yaşadım. Bu duygu anlatılmaz yaşanır, demeyeceğim anlatacağım, nasıl mı? Hafiflik gibi, kimi zaman hayatın yükünü üstünde hissedersin ya, işte o yük üstünde olmaz artık. Bir ağırlık çöker ya üstüne, işte o ağırlık olmaz hafiflersin. Hani beyninde bir sürü düşünceler geçer ve o ana konsantre olamazsın ya, koştuğunda tüm düşünceler gider ve o andasındır artık. Her adım attığında birikmiş olan enerjinin vücudundan seni terk edişine şahit olursun, hafiflersin artık. Adımlar bile seni dinlemez bacaklar alışmıştır artık her adım ileri atar kendini. Uzun koşu yapanlar bilir bu duyguyu ve artık bağımlı olurlar bu duyguya ve devamlı koşarlar.
Ben bu uzun mesafe koşmanın vermiş olduğu bu duygudan dolayı koşmayı hayatımdan hiçbir zaman çıkaramadım. Bel ve boyun fıtığımın olmasına rağmen, koşmayı bırakmadım. Bahanem de olmasın diye devamlı maratonlara kaydımı yaptırdım. Böylece hep düzenli koşmayı başardım.
Bu yılın başında Runtalya´dan sonra, Halıç marathonu derken, Amsterdam Maratonu´na kayıt yaptırdım. Ağustos sıcağında koşmak zorlaşsa da, bu maraton aklıma geldikçe gece koşularına başladım. Koşu da öyle nankör ki, 2 hafta koşmayın kaslar hemen tembelleşiyor. Eski yaptığınız hız, ara verince yok oluyor, tekrar çalışmak gerekiyor. Her maraton öncesi Excel de hazırladığım takvimi alır, koşularımı planlayıp buna göre koşarım. Bu takvim iş yerindeki masamda durur, akşam uzun koşum varsa ilk önce psikolojik olarak hazırlanmam gerekiyor. 17 km koşacaksam, daha önce 15 km koşmadın mı? 2 km fazlası işte. 15 km koşacaksam hep 10 km koşuyorsun, 15 de koşarsın diyerek kendimi ilk önce düşünce olarak hazırlıyorum. Öğle yemeğini de buna göre yemem gerekiyor, mümkünse karbonhidrat ağırlıklı yemekleri tercih ederim.
2,5 aylık idman sonrası, kaslarımı da uzun koşulara hazırladıktan sonra, 3 arkadaş 18 Ekim Cumartesi günü sabah 08:20 uçağı TK ile Amsterdam´a uçtuk. Kaldığımız hotel, maratonun başlangıcına yakın olduğu için bunu ( hotel Mercury) tercih ettik. Eğer maraton için Amsterdam’a gelecekseniz, bu hotelde kalmanızı öneririm. Hem şehir merkezine göre ucuz, hem de maraton başlangıç noktasına sadece 2 durak uzaklıkta, ayrıca açık büfe kahvaltısıyla maraton öncesi hazırlık beslenmesini eksiksiz yapıyorsunuz. Cumartesi günü saat 11:00 gibi Amsterdam’daydık, Havalimanı’ndan, Göğüs numaralarımızı ve ciplerimizi alacağımız olimpiyat stadına gittik. Taksiye binmeden nasıl mı gidiliyor? İşte tarifi; Havalimanı’ndan tren ile şehir merkezine gidiliyor buradan aktarma ile başka bir tren ile Lelylaan durakta inip metronun yeşil hatı ile (50) Amstelveenseweg durağına gidiyorsunuz. Olimpiyat stadı bu durağa çok yakın.
Olimpiyat stadına yakın, sport venue Zuid numaramızı aldıktan sonra otele bavullarımızı bırakmaya gittik. Murat maraton koşacağı için ve maratonun da saat sabah 09:00 da başladığı için kendisi otelde kalıp oteldeki akşam Yemeğini alıp erken uyudu. Meltem ve ben yarı marathon koşuyoruz yarı marathon öğleden sonra 13:30 da başlıyordu, bu yüzden erken uyumamıza gerek yoktu. Metro ile şehir Merkezine gidip karbonhidrat ağırlıklı akşam yemeğimizi yedik, Cumartesi Akşamı Amsterdam normalde çok kalabalık olması gerekirken, maraton öncesi sessizlik gibi etrafta kimse yok. Biz de fazla geç olmadan otele gittik.
Ertesi gün, 19 Ekim Pazar maraton da geç başlayınca – başta maratonun geç başlamasına içerlemiştim, fakat Cumartesi sabah 08:20 uçağına binebilmek erken kalktığımız için, yorgun Vücudu dinlendirmek sebebiyle maratonun geç başlaması uygun oldu- sabah 08:00 da Kalkıp maraton öncesi açık büfe kahvaltıda doyasıya yedik. Yarı maraton başlangıç noktasına gitmek için otelden çıktığımızda, tam maratona katılanlar otelin önünden geçmeye başladılar -35 km geldiler demek- kimileri yorgunluktan yürümeye başlamış, kimileri de kalan enerjileri ile koşmaya devam ediyorlar.
Fazla oyalanmadan metro ile 2 durak sonra inip yarı maraton başlangıç noktasına gittik. Renklere göre ortama hızlar belirlenip buna göre startlar verildi. Koşunun ilk 3 km si benim için her zaman zor olmuştur, bacaklarda kasılma ve dizlerde yorgunluk hissederim, bu koşuda da yaşadım bunu. Koşmaya devam ettikçe bu his azalmaya başladı, artık bacaklar kendiliğinden adımlar atmaya başladı. Artık bacaklar da 2 saat koşacağını bilerek, adımları rahatça atmaya başladı bile, işte bu andan itibaren koşmak artık keyfe dönüşür, Şehirlerde koşmak, parklar arasında koşmak bilmediğin bir yerde koşmak keyfi ikiye katlar. Yolun 5 km sonrasında, burnuma mis gibi taze kişniş kokusu gelmeye başladı. İstanbul da Yoğurtçu parkına yakın yerde koşarım, bilenler bilir oradaki kokuyu. Burada kişniş kokusunu duyunca vücut hemen tepkisi gösterdi ve neredeyim ben, burası her zaman koştuğum yer değil diyerek çevreme bakakaldım. Su istasyonlarında isterseniz enerji içecekleri isterseniz su alabiliyorsunuz. Koşu öncesi aldığım enerji içecekleri öyle içimi yaktı ki, su istasyonlarını hiç boş geçmedim. Yokuşun hiç olmadığı, Amsterdam sokaklarında 20 km tamamladıktan sonra son km olimpiyat Stadında tamamladık. 44.000 kişinin başvurduğu Söylenen maraton bitişin de kalabalığıyla bunu belli ediyordu.
Meltem ve ben 21 km ilk yarı maratonu 2 saat 9 dk bitirdik. 2 aylık bir idmanın sonucunda madalyonu da boynunuza almanın mutluluğunu anlatamam. – başlangıç yazımda anlattığım gibi:)- Görevi tamamlamış olarak otele döndük, artık akşam kutlama zamanıydı.