Moskova- St. Petersburg
Tarih: 29 Agustos 2011-03 Eylül 2011 ( 6 gün )
Ulaşım: Uçak, Moskova airlines
Uçak bileti: 353 € – 852 tl (2,41 kur)
Otel ücreti: 140 € 5 gece- 345 TL
Gezmeyi seviyorum, bilmediğim bir yer olsun yeter benim için. Bilinmeyen mekan ve zamanda yaşanacaklar hep heyecanlandırır beni, bilinmeyene yolculuk monotonluktan çıkmanızı sağlar. Son zamanlarda farklı boyutlardan bahsedilir ya, işte yola çıktığımda da paralel farklı bir boyutta hissederim kendimi. Yolculukta önemli olan şeyler artık önemsiz olur. Farklı mekanın ve zamanın içinde hissederim kendimi, çünkü bulunduğum yer , ne doğduğum yer ile etnik kültüre sahiptir, ne aynı dili konuşuruz, ne yemek kültürümüz aynıdır , ne de hayatta ki değerlerimiz. İşte bu farklılıklar alışılmış hayattan, tüketilen zamandan çıkmamı sağlar. Andayımdır atık, nefes aldığımı hissederim, çevremdeki insanlar farklı dil konuşur be ben bunu hissederim, binaların estetikliğini görürüm. Belki de bir çoğumuz, bu global hayatta monotonlaştığımız için yolculuk yapmayı seviyoruz , farklı yerleri görmeyi seviyoruz.
Ben bayram tatilinde anda kalmak istedim, çevremin farkına varmak istedim, farklı bir yerde olmak istedim ve Türklerden artık vize almayan Rusya´nın başkenti Moskova doğru 3 arkadaş yola çıktık.
Gece uçak yolculuğundan sonra, sabah 06:00 da Moskova havaalanındaydık, havaalında işlemleri halledip dışarıdaki 851no.lu otobüs ile Metro istasyonuna gittik. Bunu da söylemek isterim Moskova´ya gelmeden önce Metro konusunda çok uyarıldım , 1 hafta metroda kalıp evine gidemeyen bir türkün hikayeni duydum, metrodan kalabalık insan seli gelip seni o kalabalıkta sürükleyip bir yerlere bırakıp ve istediğin yere gidemeyen insanın hikayesini de duydum. Gene de gideceğiniz yönü bilip, kirik alfabesini dikkat ettiğiniz sürece sorun yok işi çözüyorsunuz. Metro istasyondan gitmek istediğimiz istikamete doğru yol alıp, 2 gün kalacağımız Maksima Irbis otele geldik. Otele erken saatlerde gelmiştik ama şanslıydık otelde boş oda olduğundan erken giriş yapabildik. Geceyi yolda geçirdiğimizden çok erken saatlerde Kızıl Meydandaydık, meydan halka açıktı . Moskova şehrinin sembolü olan kızıl meydandaydık, bu zamana kadar fotoğraflarda gördüğümüz bu meydanın içindeydik artık, Stenka Razin ve pek çok kişinin idam edildiği meydandaydık, annesi Türk, babası Kazak olan Stenka 1670-71 yılında Rusya da köylüler üzerine ağırlaşan vergiler üzerine ,mutsuz halkla birilikte ayaklanmada önderlik etmiş ve Haziran 1671 de Kızıl meydanda idam edilmiştir. Meydan da Saint Basil Katedrali bulunur , kremlin duvarının önünde ise Lenin´in mezarı bulunur. Merkeze kendinizi alın gözlerinizi kapatıp şöyle bir kendi çevrenizde dönün ve tekrar gözünüzü açın neden buraya kızıl meydan deniliyor anlarsınız tüm duvarlar kırmızı renkte, yönünüzü kırmızı yöne döndürdüğünüzde Moskova`nın tüm tanıtım fotoğraflarında olan soğan kuleleri, masaldan çıkmış sanki şeker den yapılmış hissini veren Aziz Vasili Katedralini görürsünüz. Bu katedral Korkunç Ivan tarafından Tatarlara karşı kazanılan zafer sonunda yapılmıştır. Yalnız bu eserin bir benzerinin yapılmaması için mimarın gözlerinin kör edildiği söylenir.
Tarihte, kazanılan zaferlerin sonunda bu kadar yıkıma rağmen, düşünülüp eser bırakılmak isteniliyor da, bizler de yıllar sonra bu eserler peşine düşüyoruz.
Kızıl meydana gelmişken çevresini gezdik, meydanın karşında kısaltma adıyla GUM diye bilinen ve pek çok batı markalarının bulunduğu dükkanların olduğu oldukça lüks bir alışveriş merkezi var. Biz alış veriş yerine, meydanın güneyine doğru ilerleyip park alına doğru ilerledik. Güne erken başladığımızdan ve doğru düzgün uyuyamadığımızdan vücudumuz yorgun düşmüştü ve yeşilliklerin üzerine uzanıp dinlendik, parklar dinlenmek için dimi hangi ülkede olursan ol. Dinlendikten sonra Arbat caddesine doğru yol aldık araçlara kapalı ve sadece yayalara açık olan bu cadde 18.19 yy dan kalma yapıların olduğu ve sokak çalgıcıların dansçıların kendilerini gösterdiği cadde. Cadde de yemek de yedik arkadaşlar yemeklerini beğenmese de benim balık fena değildi. Arbat caddesinde akşamda kalıp Rusya´nın meşhur votkasını denedik içinde meyve suyu olmadan saf bir içimde tadına vardığımız Votka.
Ertesi gün bayramın 1. Günü ve Nazım Hikmetin mezarını ziyarete gitmek için metroya bindik resepsiyonda ki arkadaşın tarifine göre yola koyulduk. Novodeviçi Mezarlığın girişinde burada yatan tüm ünlülerin isimleri sol tarafta bir tabloda belirtilmişti. Nazım Hikmetin bulunduğu yeri bulduk oraya gittiğimizde onu yalnız bırakmayan birkaç Türk de ziyarete gelmişti. Belki de hayatımda ilk kez mezarlığa gelmişimdir, Türkiye´de ki mezarlıklar beni hep korkutmuştur oysa burası sanki bir park ve dinlenme yeri iyi dinlen Nazım uzak olsan da gelip ziyaret edenin çok, seni yalnız bırakan yok. “ gebedir her sükut bir yükselişe” bütün işi gücü yaşamak olan adamı selamlayıp oradan uzaklaştık.
Vaktimiz olunca, mezarlığın çevresini dolandığımızda nehir kenarında yürümeye başladık. Katedralin yola bakan duvarında, yoldan geçen insanlar ağlama duvarı gibi buraya yaslanıp dua ediyorlardı. Çoğunluğun olduğu yerde, çoğunluğun enerjisi ve inanışı baskın olur bizde çoğunluğa uyduk. Bizde o anda, o insanlar gibi yapıp duamızı ettik. Parkta yürümeye devam ettik tüm parklarda gördüğümüz gibi burada da evlenen çiftler fotoğraf için buralara gelmişler. Rusya´da bir gelenek sanırsam gelin ve damatlar fotoğraf için bizdeki gibi stüdyoya tıkanıp arkaya fon olarak park fotoğrafı koymak yerine gerçekten parklara gidip doğal fotolar çektiriyorlar. Parktan sonra zaman kalınca Arbatras meydanındaydık yarın uçakla St. Petersburg´a geçecektik.