BEYRUT

IMG_1314

Tarih: 18-21 ŞUBAT 2011

Ulaşım: Uçak / Pegaus Havayolu

Uçak bilet: 117 TL

Kalacak yer: Room 35 Hotel, 2 gece için 200 TL

Günlük tur: 2 Günlük tur için 90 USD ödendi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tunus derken, ardından Mısır … Arap kıtasında ayaklanmaların olduğunda, Beyrut`a gitmek için plan yapmaya başlamıştım.  Arkadaşlara Beyruta´a gezmeye gidiyorum dediğimde, herkes bana deli misin bu karışıklıkta oraya gidilir mi? Diye cevap verdiklerinde, Beyrut uçak biletini almıştım bile.

Beyrut´la ilgili ilk okuduğum bilgi,  Ortadoğu´nun Parisi yakıştırmasıydı bu benzetmeden sonra şehrin gece hayatı beni heyecanlandırmıştı acaba doğru mu yoksa abartımıydı.

Yirmi iki arkadaş Pegasus´un  kampanyasından , Beyrut uçak biletlerimizi alıp, tatil için hafta sonu  organizasyonu yapmaya başladık.  Gruba son anda dahil oldum, gruptan Mısır´da ki ayaklanmadan sonra biletlerini iptal edenler oldu.

Uçaktan indiğimizde, şehrin merkezinde ki Room 35 otele yerleştik, 20:00 da kalkan uçağımızla saat 22:00 da oteldeydik.  Gece hayatının meşhur olduğu ülkede, ilk gece uyumak olmazdı deyip kendimizi meşhur BO18 bara attık,  gerçekten sadece kendimizi atmış olduk çünkü gece 12:00 geçiyordu fakat bizden başka kimse yoktu. Meğersem gece 3 ten sonra insanlar gelmeye başlıyormuş; BO18 bir otoparkın içinde ve yerin altında bir bar, tabut formunda tasarlanmış BO18 in kurucusu eski bir caz müzisyeni, BO18 de savaş yıllarındaki evinin kapı numarası.  Bu kadar meşhur  bir yerin kalabalık olmasını beklerken , bizden başka kimse yoktu. Belki de Şubat ayın olması, turistin çok olmaması ve insanların gece 3 ten sonra eğlenmeye başlamasından dolayı kalabalık değildi.  Bizde şehir merkezindeki …. ….Caddesindeki barlara takıldık ve müziğiyle bizi çeken ilk bara attık kendimizi . Sabah İstanbul´da işlerimizin başındaydık, yorulmuştuk gece ise, Beyrut´ta yorgunluğumuzu atmaya çalışıyorduk.  Barda Beyrutlu kadınlar ve erkekler eğleniyorlar ve içiyorlardı. Arkadaşlar BO18 barı kalabalık görmek istediklerinden oraya gittiler ben ise Sabah erken kalkıp BALBEK şehrine gideceğimizden  ikinci kez BO18 bar yerine otelde uyumayı tercih ettim.

İki günlük Beyrut´ta göreceğimiz yerleri belirlemiştik ve 2 günlük  tur aldık. Kalabalık olmamız sebebiyle tur  fiyatları  bizim için uygun oldu,  böylelikle toplu taşımanın olmadığı Beyrut´ta işimizi şansa bırakmamış olduk.

Ertesi sabah  180 km uzaklıktaki Bekaa vadisindeki Baalbeck şehrine doğru hareket ettik , Ortadoğu´nun en önemli Roma kalıntısının olduğu antik şehir, başlangıçta Heliopolis yani Güneş şehri olarak anılan bu şehir 9000 önceye dayanıyor ve bu şehirde 3 büyük  tapınak yer alıyor Jupiter , Baküs  ve  Venüs  tapınakları fakat 1759 yılındaki deprem ile tapınakların pek çoğu yıkılmış. En büyük  tapınak olan Jupiter´in  sadece görkemli 6 sütunları kalmış. Baküs tapınağı da görkemiyle hala duruyor 2006 yılında İsrail´in Ballbek şehrini bombalamasıyla da bu şehir biraz daha hasar görmüş.

Ballbek şehrinden sonra, Ortadoğu´da en fazla Katoliklerin yaşadığı Zahle şehrine doğru hareket ettik.  Zahre şehrind,  şarap üretimin yapıldığı yere gittik, Ksara 1857 yılında kurulmuş, şarap stoklarını bir mağarada saklıyor meşe fıçılarında saklanan şaraplar Fransız şaraplarını aratmıyordu. Çoğu da Fransa´ya ihraç ediliyormuş zaten. Tadımlık içtiğim her çeşit şaraptan sonra, şarabın da getirdiği güzel gevşemeyle şehre doğru hareket ettik.

Down Town şehrine geldiğimizde araçtan indik, şehrin Ortadoğu´nun Parisi dendiğini şimdi daha iyi anlıyorum, binalar tamamen Fransız stili,  sokaklar düzgün ve tertemiz, ünlü tasarımcıların dükkanlarının olduğu caddeyi görünce, tezatlığın farkına varıyorsun. Oysaki 2 sokak geride, savaşın izlerini taşıyan, harebe olmuş yıkık dökük binalar bulunmakta.  Kilise ile cami´nin yan yana olduğu güzel bir şehir.

Yol boyunca rehber ile de muhabbet ettik,  merak ettiğimiz her soruyu cevaplandırıyordu.  Nüfus dağılımı sorduğumuzda, bize verdiği cevap ise;  %65 Müslüman, %32 Şii, %25 Sünni, %7 Dürzi ve %35 Hıristiyanların olduğuydu. Nüfusun % 7 lik kısmını kapsayan Dürziler,  40 yaşına geldiklerinde dinleriyle ilgili bilgiler veriliyormuş. İnsanın 40 yaşında olgunlaştığını düşündüklerinden, dinle ilgili bilgilerini de bu yaşta veriyorlarmış.  Bir sedir ağacı 40 yıl sonunda olgunlaşır ve bir insanın da 40 yaşında olgunlaştığını düşünürler.  Sedir ağaçları Beyrut için önemli bir sembol hatta bayraklarında simge olarak bile yer almıştır.

Akşam Beyrut´tun meşhur restorantı olan Abdul  El Vahap da yemek yedik, masada yok yok, humus, bumbar, yaprak sarması ( bence Turkler bunu daha iyi yapıyor) çeşitli otlarla yapılan mezeler , kebaplar birileri geliyor birileri gidiyor ve yanında yerel içecekleri olan Arak, anasonlu içkisi bizdeki rakı gibi ama tadı daha güzel, boğazdan kayıp gidiyor, bizde iyi rakı içicileri rakı önceci zeytinyağı içerler ama Arak ta buna gerek yokJ, tatli olarak da tahin pekmez, bu kadar yemekten sonra artık biraz yürümek gerekiyordu, şehirde aksam sindirme turu yaptık.

Ertesi günkü gezimiz için sabah 9 gibi yola koyulduk,  ilk önce Jeita Grotta ya gittik, Beyruttun içme suyunun sağlandığı Nahr El Kalb Vadisinde yer alıyor. Alt ve üst mağara olmak üzere  2 bölümden oluşan doğal bir  mağara.  Hava yağmurlu olması sebebiyle teleferik çalışmadığı için araba ile  girişe kadar çıktık. Damlataş mağarasını andırıyor fakat büyüklük olarak belki Damlataş mağarasının 5 katı büyüklüğünde  zaten dünyanın en büyük kireç taşı mağarasıymış,  her yerde sarkıtlar mevcut , kimi sarkıtlar yere kadar uzanıyor. Işıklandırılmış koridorlardan geçiyoruz, üst magaradan sonra  alt mağaraya geçtik. Alt mağara, bir kuşun buraya düşmesi sonucu şans eseri bulunmuş. Buraya geldiğimizde mağara içinde ki gölde, sandal  sefası bizi bekliyordu.Tavanda sarkıtlar, aşağısı göl, bizde teknede  sarkıtlar  başımıza çarpmasın diye eğilmek gerekiyordu.  Tamamen indiana John filmlerinde bir sahnede gibiydik.

Mağaradan  çıktıktan sonra   dünyanın en eski  şehri,  aynı zamanda günümüze kadar sürekliliğini sağlayan şehir, Biblosa gittik. Fenikilerin kurduğu bu liman şehir , kurulduğu anı yaşamak için tarihin 7000 yıl kadar gerisine gitmek gerekiyordu.  Bu şehrin çarşısı hala kullanılıyor. Biblos ismini biblos isimli ağaçtan alıyor. Bugünkü modern Latin Alfabesinin temeli Bibloslular tarafından oluşturulmuş.

Buradaki gezimizi tamamlayıp Harissa adı verilen tepeye doğru yola koyulduk,  normalde hava güzel olduğunda buraya teleferik ile çıkılıyor fakat havanın kötü olması sebebiyle biz gene arabayla çıktık. Meryem ana  heykeli, şehri tamamen elinin altına almıştı tepeye doğru çıktığımızda Beyrut´un tüm limanı ayaklarımızın altındaydı ama soğuk bizi bu manzara karşında çok tutmadı ve Hamra´da ki otelimize doğru yol aldık akşam da arkadaşlarla Buda bar´a gittik.

Bir hafta sonu da Istanbul´dan çıkıp, Beyrut´ta geçirmiş olduk.  Ne ayaklanma ne de saldırıya uğradık. Yazın da gidilirse, gündüz deniz sefası da yapılabilinir. Bence kesinlikle Beyrut´a gidilmeli.


Yorum bırakın