SULTANPINAR YAYLASI -BELDİBİ KÖYÜ- AKYAZI İLÇESİ
ADAPAZARI ( 12.11.2006)
Sonbahar. Yazın son günleri, yaprakların renk değiştirmesi, ağaçlardan yere düşerek toprağı bir halı gibi örtmesi.Herkes bu güzelliğin tarifini artık kitaplarda okur oldu. Şahit olmak ise, İstanbul gibi büyük şehirde yaşayan bizler için zor olmaya başladı.
Bu güzelliği yaşamak için en uygun yer Yedigöller ama İstanbul´da yaşayan bizler için uzun bir yolculuk yapmak yerine İstanbul´a 185 km uzaklıktaki Sultanpınar yaylasına günübirlik gitmek daha uygun gözüküyor. Pazar günü planımı -bir gün öncesinde gelen bir telefon ile- Sultanpınar yaylasına gitmek şeklinde yapmaya karar verdim. Güzel Kasım ayında; sonbaharın son zamanlarına şahit olmak için; yaklaşık üç saat süren yolculuk ile Adapazarı´nın Akyazı ilçesindeki Sultanpınar yaylasına gidecektim. İş yoğunluğu, stres, yorgunluk derken insan hafta sonunu uzun yolda araba kullanarak geçirmek istemiyor. İşte böyle bir psikolojik haldeyken, doğa gezisi düzenleyen acentalar ile hafta sonu yürüyüşlerine katılmak çok daha rahat oluyor. Ben de Pazar günüme BUKLA ile 20 arkadaş ve Okan´ın rehberliğinde başladım. Sabah 07:00 sularında yola çıkarak 3 saat sonunda Beldibi köyündeydik.
İstanbul´da güneşli bir havada başladığımız otobüs yolcuğuna Boztepe de karlı bir rotadan yürüyüş ile devam ettik. Sol tarafımıza baktığımızda sarı kırmızı solan yapraklar; önümüzde baktığımızda S şeklinde kıvrılan karlı yollar, rüzgarın da yüzümüze vurmasıyla soğuğu hissetmemiz “buraya sonbaharı mı yoksa kışı mı yaşamaya geldik” dedirtiyor. Dere yatağını takip ederek orman içersindeki yaptığımız 1,5 saatlik huzurlu bir yürüyüşten sonra, 1.200 metre yükseklikteki Sultanpınar yaylasında köylü bir ailenin işlettiği pansiyona vardık. Bu pansiyona yazında sıcaktan bunalan insanlar gelip kalabiliyor. Karlı yolda ıslanan ayaklarım, oturmamızla birlikte sızlamaya başladı. Odun sobası görür görmez birkaç arkadaş bu sobayı yaktılar ve gruptaki herkes kendine gelmeye başladı, çünkü karı beklemeyen bizler hazırlıksız yakalanmış ve gerekli önlemi ( kalın çoraplar, tozluk) almadığımız için ayak parmaklarımızın uçları sızlamaya başlamıştı. Sobanın yanmasından sonra, çoraplarımın kuruması ve ayaklarımın ısınmasıyla kendime gelmiştim. Mangalda yapılmış güzel sucukları da yedikten sonra tüm enerjimi toplamıştım artık. Eğer biraz şanslı iseniz, çayırda yetişen ve zehirli olmayan Kanlıca mantarına da rastlayıp pişirerek yiyebilirsiniz. Ben bu lezzetli mantarın ilk kez Yedigöller’de sotesini yiyerek keyfine varmıştım. Yayla etrafında güzel bir yürüyüş ile temiz oksijeni ciğerlerimize çektiğimizde “iyi ki buradayız” diyorduk.
Artık fazla üşümeden aşağıya inmenin zamanı gelmişti.1 saat yürüyüş ile minibüsün bizi bıraktığı yerdeydik. Karda yürüyüş, temiz hava, sucuklu ekmekten sonra; bir köyde isek köy kahvesinde uğrayıp bir köy çayı içmeden dönmek olmazdı. Biz de öyle yaptık, arkadaşımız Arzu´nun güzel kekini de yedikten sonra eve dönüş yoluna koyulduk. Gezi sonunda mevsim değişikliğine şahit olmuştuk. Ertesi gün yoğun iş temposu için gerekli olan enerjiyi depolamıştık.