BÜYÜK KEMİKLİ DALIŞ

dalıs

Loundy savaş gemisine dalış

Şehir stresinden, iş yoğunluğundan kaçabilmek için sığındığımız birkaç zevkimiz vardır. Dalış benim için bunlardan biri.

İstanbul`da yaşıyorsanız ve dalışınızı da hafta sonuna sığdırmak istiyorsanız Saroz Körfezi bunu için en uygun yer.

Deniz feneri dalış klübü olarak 4 kişi dalış için B.Kemikli’ye gittik. İlk dalışını KIZILDENİZ’de yapmış birisi olarak, her dalışıma renkli  balık  kümeleri görme hayaliyle başlıyorum fakat B.Kemikli’de buna şahit olmak zor. Batık dalışı için ise oldukça güzel bir yer.

Botta geçirilen sürenin kısa olmasını istiyorsanız, hele ki “deniz beni tutar” diyorsanız, B.Kemikli kamp kurmak için kesinlikle çok  uygun. Biz de böyle düşündüğümüz için  B.Kemikli’de balıkçı barınağı Halil Kaptan larin yanında çadırlarımızı kurduk. Tekne ile kamp yerinden dalış bölgelerine gidiş 15 dakikanızı alıyor.  Baba mesleği balıkçılığı sürdürmekte olan Halil Kaptan bu bölgede  eskiden  balığın bol olduğundan bahsederek iç geçiriyor. Babasının takasını göstererek, bu teknenin 4-5 aileye baktığını söylüyor. Eskiden söz açılmışken; B. Kemikli’de Çanakkale Savaşında, bu burnun kıpkırmızı kanlar içinde olduğunu da belirtiyor. Bülent hoca da  2. dalış yerimiz, olacak olan su batığının olduğu yeri göstererek, bu batıkla ilgili hikayeyi de başlıyor anlatmaya: Zamanında arkadaşlarının kanlarıyla kıpkırmızı olan deniz, su gemisiyle arıtılarak tekrar Anzaklara içirtiliyormuş, bu sebeptendir ki su gemisinin batırılması Anzakları  çok sevindirmiş

Günün İlk dalışını 28 m derinlikte bulunan LOUNDY gemisine (1. Dünya Savaşında batırılmış bir Fransız lojistik destek gemisi) yapıyoruz. Dışarıda hava sıcaklığının 30ºC  olması, insana  dalış elbisesini giymeden dalma isteği verse de öyle yapmıyoruz ve 5mm titanyum elbiselerimizi giyip dalışa başlıyoruz. Aşağıya doğru inerken, kristal sulardan geçerken ellerim buz kesiyor. Yukarıdaki sıcaktan sonra böyle soğuk bir suda bulunmak insana şok etkisi yapsa da, birazdan bunun etkisinin azalacağı düşüncesiyle kendimi telkin etmekten başka birşey yapamıyorum. Aslında bu soğuk suyla karşılaşınca içimden  “8 kilo ağırlık yerine 8 kiloluk bir karpuz ile bu suya inse miydim” diye de geçirmiyor değilim hani. Kristal suyu aşıp geminin alt kısımlarını indiğimde su biraz daha ısınıyor, geminin üst  kısmına doğru yüzdüğünüzde, geminin  güvertesinden kaptan köşküne doğru bakarken savaşın o dönemlerine  uzanıyorsunuz.

2.dalışımızda Bülent Hocadan hikayesini dinlediğimiz 13 m derinlikteki su batığına yaptık. Ancak batığın hikayesi aklıma gelince pek de etrafında dolanasım gelmedi.

Gün içerisinde 2 dalış keyfini çıkarttıktan sonra sıra akşam  yemeğine gelmişti. Balıkçı barınağında balıktan başka birşey yemek uygun olmaz diyerek  Halil Kaptanın restoranlar için  tuttuğu sirenit ve birkaç iri balığı ısmarlayıp, pişirmesini de işin  ehline bıraktık. Yemeğimizin keyfini bozan tek şey sineklerdi. Uzun süre aynı yerde kalınca vücudunuzu dövmeye başlıyorsunuz.

2.günümüzün ilk dalışını BEBEK TAŞLARINDA yaptık. 30 m. kadar indiğimiz dalışımızda, deniz altında saklambaç oynarmışcasına 2 müreni sobeledim. Genelde arkadaşlarım sobe derdi ve gördükleri balıkları bana göstermeye çalışırlardı. Bu sefer tersinin olması beni keyiflendirdi.

2.günün sonunda 5 dalışımızı tamamlayıp  eve dönüş yolumuzu tuttuk. Boğazın  öbür ucunda bulunmak insana “keşke” dedirtiyor. Keşke İstanbul boğazının çevresi de bu kadar  yeşil olsaydı….


Yorum bırakın